Simav Ağzı ve Deyimleri

Aa: Ağa, İbiram’a, İbrahim ağa

aa. a’sı: başka, gayrı. Senden aa (senden a’sı) bunu bilen yok mu? Sen­den başka bunu bilen yok mu?

Abey: ağabey, abeyimen: abimlerin

aboo, abu: hayret, ya da bazen farklı bir vurguyla alay anlamında ün­lem.

accık: azıcık

Adam Hasan: bir işe yaramadığı halde kendini önemli gören.

Aga: ağabey; agame’n, abimlerin.

agıbat: avukat; çok konuşkan, sözleriyle çevresini etkileyen. “O pek agıbattır”

Ağı: zehir

ağılamak: zehirlemek

ağına yivine bakmak: bir şeyi uzun uzun incelemek

ağızı babıç gibi : Çok övünen, kendini beğenmiş.

ağızı yırık: çok şımarık, övüngen (özellikle kadınlar arasında)

ağızına gılı’ına bakmamak: haddini bilmemek

ağızını dakmak: çok oyalanmak, her gördüğüyle konuşarak za­man harcamak

ağzınna barba: ağzına kadar

Ağustos gabağı: Usturadan geçirilmiş (kel) baş

aha: işte,

aha bakana: İşte şurada

ahar: ahır, çeşme

Akbaşlı: Bir yabani ot, suyunun soğuk algınlığına iyi geldiğine ina­nı­lır.

Akser: Akhisar

Alemiyon: Alüminyum

aleñgirli: karmaşık

Aleñtirik: (bazı köylerde) elektrik

Alıç: Yaban eriği

Amcame, babame, amcamlar, babamlar

amel o’mak: ishal olmak

Ananat: Çift çatallı dirgen.

Anası gılıklı, babası gılıklı: anasına, babasına çeken

Anine: (Simav merkezde) anneanne

Añgara babıcı: Lastik ayakkabı

añnanmak: Boş boş yatmak, uzanıp durmak

Aparlo: Hoparlör

appa: abla (Simav merkezde “apla”)

appak: beyaz, temiz

Apturaman: Abdurrahman

Arafet: Rafet

Arap: zenci

ardaradan gonuşmak: birinin arkasından konuşmak

artıkla çeneli: lüzumsuz yere konuşan

Asar: Hisar

A’şam: Akşam,

a’şam oltu, akşam akşam, akşam vakti,

a’şam e­ze­ri: akşam üzeri

avcıklamak: avuçlamak

Avdan: Pazar günü

Avdan ertesi: Pazartesi

avkannamak: birini alaya almak, küçük düşürmek.

Avla: Avlu

Ayaklık: Seyyar merdiven

Aydeş: çok zayıf, zayıflıktan avurtları çökmüş

ayı gibi olmak: gayet sağlam, sağlıklı olmak

ayran o’mak: sallantıdan başı dönmek

Babıç: Pabuç

Babıcağızlı: şımarık

badılcan: Patlıcan

bakam, yapam, gidem vs. : bakalım. yapalım, gidelim.

Baasık: Bağırsak

Balıkkesir: (köylerde) Balıkesir

bali: bari

bali guli gonuşmak: (bazı köylerde) hızlı hızlı ve anlaşılmaz ko­nuş­mak

başını yiyesice: bir ilenme (beddua) şekli

bataneş: patinaj, araba bataneş yaptı

batır: durup batır, gelip batır: durup durur, gelip durur.

Baza(r): Pazar, alışveriş günü, Çarşamba.

Baza(r) işi: Değerli madenden olmayan takılar için kullanılır

Bazara çıkmak: Alışverişe çıkmak, pazarda mal satmak

Baza(r) ekmeği: Hazır satılan (sarı) ekmek

becertlemek: becermek

beleñarı: şöyle böyle, idare eder

belermek: çok göze çarpmak

Bezdirme: bazlama

Bıldır: geçen seneden önceki sene

bıtrak: pütürlü, yapışkan

Bibi: Hindi

Bide: pide, suratı bide gibi olmak, asık suratlı olmak.

bitirim: hoş sohbet, kurnaz.

biyo: bir kere. dur biyo, hele bir dur.

bizim o’lan: erkek arkadaşa, ya da yaşça küçüğe içtenlik ifa­de­si

Boklavat: işe yaramadığı halde zahmet getiren şeyler, işler.

bolarmak: bollaşmak

Bostan bozma: Bostan hasadı

bölce: kuru fasulye, bölce aşı, kuru fasulye yemeği

Bööce: Böcek

böönek dutmak: hayvanları böceklerin ısırması

Böörek: börek; böbrek

börtmek: güneş altında kararmak

börttürmek: Közde pişirmek

böyük: büyük

Böyuk va: (köylerde) büyükbaba

böyük poyradan: çok yüksek sesle

Böyün: bugün

Buldey: buğday

buley: (bazı köylerde) keşke

Buña: pınar, çeşme,

burnuna girmek: birine söylenmek, yaptıklarından dolayı onu azar­la­­mak, paylamak

burnundan solumak: çok sinirlenmek

bu yannı: bu taraf

büzütmek: bir köşeye çekilip sessiz durmak

Canavar: Kurt

caniklenmek: cesaretlenmek

ceñiz: çeyiz

ceviz çuvalı gibi: Geveze, çok konuşan.

cıba(r): küçük çocuk.

cıngıldak: iğreti

Cıss!: Çocuğun bir şeye dokunmaması için söylenir

Cızman: ağzı, yüzü pislik içinde olan

cibil: illet

Cigirgen: Isırgan otu

cimcirmek: çimdik atmak

Ciñgar: kavga, cingar çıkarmak, kavga çıkarmak.

Cin guş: serçe

Cirbe: ezilmiş şey

cirbesini çıkarmak, ezmek, birini fena dövmek

cirehet: cerahat

cort cort atmak: yalan söyleyip övünmek

Cumey: Cuma günü

Cumey a’şamı: Perşembe günü

Cumey ertesi: cumartesi

çakıldaklı: çok konuşan, espri yapıp neşe saçan.

Çandırma: (köylerde) Jandarma

Çavdır: çavdar

Çeket: Ceket

çeñesi çekilesice: bir ilenme (beddua), “ölesice anlamında

Çepezen: Beceriksiz, elleri birbirne dolaşan

Çetçi: 1. çerçi 2. ceplerinde ıvır zıvır bulunan

çıvdırmak: çıldırmak, sinirlenmek

Çıvgın: çılgın

Çime: küçük çay balığı

Çinet: dilim; karpuz çinedi, karpuz dilimi

Çinibidi: kurnaz, canlı hareketli kadın

çiritmek: çömelmek

Çirk: Kavun karpuzun çekirdekleri

çirsiz: pis, bakımsız

çomak sokmak: birinin işine engel olmaya çalışmak

Çona: Belin yan kısımları

Çölmek: çömlek

çömeşmek: çömelmek

çönmek: çömelmek

çövdürmek: (erkek çocuk) çişini yapmak

dakı dakıvermek: tokat vurmak

Dam: Ahır, hapishane,

dama girmek: hapse atılmak

damı gatıranı yiyesice: bir ilenme (beddua) şekli, “aç kalasıca, zarar göresice” anlamında

Daneş: gürbüz, tombul erkek çocuğu

Daş: Taş, Daş oyunu: okey oyunu

davrı: gibi, benzeri

dayı: güzel, iyi. dapdayı. çok iyi, çok güzel.

de gidi de!: (ne deyon sen sadeş, de gidi de!) karşısındakinin de­di­ğinin doğru ol­ma­dığını, ya da durumun onun dediğinden da­ha vahim ol­duğunu an­latan ifade.

de mi?: değil mi?

Değmen: Değirmen

de kana!: İşte şurada

del: değil (doğu Simav, Şaphane civarı “del’i”).

delik aramak: bir şeyi bozana kadar kurcalamak

dendi! dendi ha!: sakın ha!, (bazen) hadi

Deñiz: Simav Gölü (ve şimdiki Göl arazisi)

deñiştirmek: (bazı köylerde) değiştirmek.

Dernek: Hayvan pazarı, Salı günü.

dertli: çok zayıf

desteye gitmek: buğday hasadına gitmek

deste çekmek: buğday hasadı yapmak

Devriş: derviş

deye: diye

deyem: diyelim

deyid etmek: fırsat vermek, hakkını vermek. “laf deyid et sadeş!, konuşmaya fırsat ver arkadaş!).

deyon: diyorum, deyoñ: diyorsun (yapıyon, yapıyoñ vs.)

Dıkız: Çok katı, katı olduğu için yenmesi güç olan yemek.

Dımdım: cümbüş (çalgı)

Dırgı: Genç horoz

Dırna: Turna balığı (Bir tatlısu balığı)

diñelmek: ayakta durmak, dikilmek

diñelip galmak: bir şey elde edememek, hezimete uğramak

diñ gaçmak: (kadın çorabı) kaçmak

Diran: Dirgen

domalan yemek: (aslında) hiçbir şey yememek

Domatis: Domates

Dombey: Manda

Don: Pantolon

donsuz tumansız: Açık saçık, çıplak vaziyette

doñuz: domuz

doñuz sıkısı: içine çok az su katılan rakı

dönük dönük dönmek: ortada dolaşıp durmak

dörmek: yaramazlık yapmak

dört kemik: çok zayıf çocuklara söylenir

duba gibi olmak: çok şişman olmak

duda’nı düşürmek: ağlamak üzere olmak

Dudu: Bir kız adı

dumaa o’mak: soğuk algınlığına tutulmak

dumbadız: aşırı şişman

dut gibi olmak, dut gibi serhoş olmak: Çok fazla içip sarhoş olmak

duz ağısı: çok tuzlu

duz dağılır gibi dağılmak: cam eşya vs. bin parçaya bölünmek

duz daşı gibi: çok ağır

Dükken:  dükkan,

düm: (çocuk dilinde) su

düşkün durmak: canı sıkkın ve yorgun görünmek.

Düven: Döven (ziraatta)

Ebe: Nine, büyükanne

ebeş gibi galmak: dişlerinin çoğunu kaybetmek

ebermek: getirmek; enkini ebe(r) ge(l)!, şunu getir gel!

Efe: (bazen ironik olarak korkak kişiler için kullanılır, Efe Memet aslında korkak biri olabilir)

Ehlarız: uslu, sakin, aklı başında

Ehligof: (köylerde) bilirkişi, ehlivukuf

el eliñ eşeni ıslıkla çağırımış. birinin diğerinin işini kerhen yapa­ca­ğı­nı anlatır

Eli maşalı: (daha çok) çocuklarına sert davranan anne

emme: ama

Emme haaa!: “Hiç olur mu öyle!” “öyle lüzumsuz bir laf ettin ki”! an­lamında

Encik: Köpek yavrusu

eñgas: yalan

Enişber: Çiftçi

Eñki: şu, karşındaki

Eñkicöle: bu şekilde

enmek: inmek

Eñseri: Çivi

Enteri: Elbise

Erebiş: Bir kız adı

Erecep: Recep

Erimez şeker: Akide şekeri

eriyip guruyup gitmek: çok zayıflamak

esas: doğru, gerçek; esas mı? sahi mi?

eselmek: rahatlamak, ferahlamak

e’sik: eksik

e’siğakıllı: zekaca geri

e’sikli o’mak: mahcup olmak

esirmek: bağırıp çağırmak

estirikli: sürekli karar değiştiren, maymun iştahlı

ettiyar: ihtiyar, yaşlı

evcek: bütün aile fertleriyle birlikte

eveli: eskiden

Evlek: Bir dönümün dörtte biri, 250 m/2’lik arazi

evsmek: etrafta koşuşturup durmak

Ey!: efendim, ne var?

Eyi: İyi, eyimiñ?: iyi misin?

Eyirtmen: (eski) Eğitmen

Eza: Kibrit

Ezen: Ezan

ezmesini çıka(r)mak: bir şeyin biçimini fena halde bozmak

Fanne: Fanile, t-şört, kazak.

Fasille: (uzak köylerde) fasulye

fatmak: bir şeyi vurarak kırmak, sovan, karpuz fatmak, soğanı, karpuzu yere vu­ra­rak kırmak

faylamak: lavaboyu, kapları vs. temizlemek

Fığan eriği: yassı, iri erik

Fışkırık: Gövde içi boş, yabanıl bir ot.

fincancı gatırları gibi: çok gürültülü (hareket)

firek yarası gibi: çok acı veren (yara)

Fişne: Vişne

Fonguduklu: Hoyrat, kaba.

foşurdatmak: sulu şeyleri ses çıkararak yemek

Furun: (bazı köylerde) fırın

Gaadeş: kardeş, arkadaş (daha çok kızlar arasında, kız arkadaş anla­mında)

Gaa’la(r): Kadınlar.

gaba: zevzek, kaba

gabadan gitmek (gonuşmak): zevzekçe ve anlamsız dav­ranmak (konuşmak)

Gaba şeker: Yumuşak, renkli şeker

Gabık: Kabuk

Gabırga: Kaburga, eninden ikiyi bölünüp ıslatılan ev ekmeği

gaç!: (birşeyden uzak durmak anlamında) aman!

Gaderci: Şans oyunu oynatan

gader çekmek: Şans oyunu oynamak

Gadiro: kadro; gadirolu imam, kadrolu imam.

Gadirye: Kadriye

Gak!: Kalk! gak gala!, kalk artık

Galey: Kalay,

galeylı, kalaylı

Galbır: Kalbur

galem, galın, gara, gart, gırık, gız, goca, gor, gulak, guş, guyu, vs.: kalem, kalın, kart, kırık, kız, koca, kor, kulak, kuş, kuyu (“k”­dan sonraki ilk sesli harf kalın ise genellikle “k”, “g” ol­mak­ta­dır. Fakat bunun istisnaları vardır. Örn. kapı, kıl, kısa  vs. Buna karşılık “k”dan sonra gelen ilk sesli harf ince ise “k” olduğu gibi kalır. Örn. kedi, kel, kilo, kira  kiraz, köpek, kül, kül­çe, gibi).

gambır: Kambur

gala: (Daha çok Simav’ın uzak köylerinde) gayrı

gali (ga’n): (daha çok Simav Merkezde) gayrı. “İstanbula gedik gali, gali demeyem gali”!

gamanmak:  birşeyin üstüne yayılmak, çıkmak, yere ga­man­mak, yere yayılmak

Ganel: Kanal

Gañgal: Karpuz kabuğu

gañgımak: zıplamak

gañırtmak: germek, gererek kırmaya çalışmak

gapgaygısız: hiç umursamadan, aldırmadan

Gapsak: Büyük kalbur

Gapsıñ: Av tüfeği fişeği

gara: esmer

Garalık: Okul önlüğü, peçe.

Gardolap: Gardrop

Gargı: Kuru ottan çit

garnı almamak: tahammül etmemek, içine sindirememek.

garnı gabarmak: tahrik olmak, endişelenmek, telaşlanmak

garnını gabartmak: tahrik etmek, endişelendirmek, telaşlandırmak

Gaşşım: kardeşim, ge gaşşım: gel kardeşim

Gaşık hamuru: Kaşık içi büyüklüğünde parçalara ayrılıp haşhaşa bu­la­nan ve suda haşlanan hamur

Gatıran: Katran

Gavırma: Kavurma

gavlamak: yakmak, birşeyin yüzeyinde yanık meydana getirmek

gavzanmak: geçinmek

gaydırıguppak: oynak, canlı, hareketli (kız)

gayıl o’mak: razı olmak

Gayınna: Kaynana

gayırmak: endişelenmek

Gazıyak: roka gibi bir ot

Gelberi: sürgü (ziraat)

Genevirt: Kerevit (tatlı su istakozu)

geñirmek: geyirmek

Germe: merdiven korkuluğu

gevş almak: (bazı köylerde) yavaş yavaş yemek

Geycek: Giyecek

Geyim-geycek: temel ihtiyaçlar

geymek: giymek

gılalamak: birini kışkırtmak, tahrik etmek

gılalanmak: bir işi yapmaya kendini hazırlamak

gıldırdamak: birşeylere dokunarak mütemadiyen rahatsız edici ses çıkmasına neden olmak

gıldırdatmak: bir şeyle oynayıp ses çıkartmak

gınaa gitmek: ayıp olmak

gına gelmek: bıkmak.

gıvanmak: onur duymak, sevinmek

gıraamak: saçları beyazlaşmak

Gırık ciba(r): küçük çocuk

gırık gücük: küçük, önemsiz şeyler

Gıyır: Nemli kum, mıcır.

gıyneşık: aralık, kapı gıyneşık, kapı aralık

gıyneştırmak: kapıyı haifif aralık bırakmak, birinin eline para vs. vermek

gızımız (özellikle üstsoy-altsoy dışındaki yakın akra­ba­ların ve ta­nıdıkların) ken­dinden küçük kızlara sevgi ifadesi

gız ardına gitmek: Kız evlendikten sonra (ertesi günü) kızın anne ba­ba­sı­nı ziyaret etmek

Gız o’suñ da çamurdan o’suñ: Her kıza ilgi gösterenlere söylenir

gızarıp bezermek: utanmak

gine: gene, yine

Gobak: Haşhaşın kabuğu

Gobak yimiş dombey gibi olmak: Deli gibi ortalığa dalmak, sal­dır­gan olmak.

goca dokdok: Büyük horoz, ailenin söz sahibi en yaşlı erkeğine şaka olarak söylenir.

Gocaguş: Atmaca

goca öküzüñ yanında duran ya huyundan ya suyundan: Birinin ya­kın arkadaşından etkileneceğini ifade eder

Godeş: üç kağıtçı, ahlaksız.

goley: kolay

Goñşu: Komşu

gopçaları goyvermek: korkmak, ürkmek

Gor o’mak: çabuk bitirilen türden yemek olmak. Gızartması gor o­luyo, kaynatam (kaynatalım) bari.

Govcu: dedikoducu

gov geçmek: dedikodu yapmak, birini kötülemek

govlaşmak: karşılıklı dedikodu yapmak

Göceñ: tavşan yavrusu

Gödek (civci gödeği): küçük bir çörek

Göğem: Böğürtlen

göğermek: yeşillenmek

Gökgövur: Kertenkele (yeşili)

gökgözlü: mavi gözlü

görünmek: birine çıkışmak

Göv: gökyüzü

Göynek: atlet

gözle’ni belertmek: bön bön bakmak

gözleri ovalıp galmak: çok zayıflamak

gözüne görüncek:olmak: bir olumsuz durumun birinin başına gel­me­si muhakkak olmak

gubat: kaba, kibar olmayan, gubat gubat gonuşmak, kaba kaba ko­nuşmak, çok gubatsın, çok kabasın

Gubur: deste, bir gubur kiprit, bir deste kibrit

gudum gudum gudurmak: çılgına dönmek, huy­suzluk yapmak, eziyet etmek

gulağı fañnamak: kulağı uğuldamak

gulağı uzun o’mak: birşeyi duymazlıktan gelmek, söz dinlememek

Gulak: salçalı bir hamurişi

gumda oynamak: çocukların sokakta oynaması

Gurk: Civciv çıkaran tavuk

guru guru oturmak: İkramsız sadece oturmak

guru yere od düşürmek: ortalığı alevlendirmek

Gurum: havada uçuşan kül

gurumsalık: (özellikle yiyecek bakımından) fakirane

guymak: içine koymak

guzguna yavrusu hoş gelirmiş: herkesin kendi çocuğunu ne olursa olsun seveceğini anlatan söz

Guzumuz, guşumuz: (özellikle üstsoy-altsoy dışındaki yakın akra­ba­la­rın ve ta­nı­dık­la­rın) küçük çocuklara sevgi ifadesi

gübür gübür koşmak: hızlı hızlı koşmak

güççük: küçük

Güççüğaklı: Çocuk aklı

Gündöndü: Ayçiçeği

Gündöndü dövmek: Ay çiçeği tanelerini sopayla vurarak çıkarmak

günnüğe gitmek: dönüşümlü olarak kadınların birbirinin tarlasına çalış­ma­ya gitmesi

Günnükçü: Bir başkasının tarlasında, daha sonra kendi tarlasında ça­lışılması kar­şılığında iş gören kadın

Günnük aşı: Günnükçüler için pişirilen yemek

Ha: evet

ha bakam, de bakam: uğraşa uğraşa

Hadeñ, hadendi: Haydi (birden fazla kişiye)

ha deyvemek: Biriyle fazla tartışmamak için kerhen sözlerini o­nay­la­mak

Habar: (bazı köylerde) haber

Hacaa gibi: nanemolla, en üst düğmesini bile ilikleyen

Hac’umar: cimri

Haçça: Hatice

Hadirlez: Hıdrellez

halayınna gelmek: bir yere kalabalık olarak gelmek

Hallibiram: Halil İbrahim

Hamınne: (Simav merkezde) hanım nine anlamında

hana?: hani

Haney: Salon

Haneydı ya!: Keşke öyle olsaydı

Hañkı: (bazı köylerde) hangi

Hanter: halter

harala gürele çalışmak: çok çalışmak

Harana, harın: çok yiyen, tıkınan

har har solumak: derin derin solumak

hartos martos etmek: ortalığı karıştırmak.

hasit: haset, çekemeyen

hasitlenmek: hasetlenmek, çekememek

hastalaa o’mak: çok üzülmek

Haşeş: Haşhaş

Haşımenesice: (daha çok kadınlar arasında ve Simav merkezde kulla­nı­lan) “hışım ine­si­ce” an­la­mında küfür

Hayır: Genel ziyafet

Hayır aşı: Genel ziyafet yemeği

helva basmak: helva yapmak

Herfene: Küçük çaplı bir piknik

Herfenelik: yolluk, azık

het deyvemek: birine kızmak

hıkıcık dutmak: hıçkırık tutmak

hiçevsiz: (özellikle köylerde) hiç umursamadan aldırmadan

Hinayet: hıyanet, kötülük

hinayet işlemek: kötülük yapmak

hinci: 1. şimdi, 2. duvar yarıklarında gezen bir tür böcek

hinden son’a: iş işten geçtikten sonra

hişdanmamak (hişdanmeyvemek): hiç ilgilenmemek, umursama­mak

honturuk: çok büyük (şey)

Horaz: Horoz

horazlanmak: diklenmek, kabadayı gibi davranmak

Horiye: Huriye

Hökemet: (eski) Hükümet

hölbürdetmek: bir şeyi ses çıkararak içmek

hönkür hönkür a’lamak: hüngür hüngür ağlamak

hövkelenmek: öfkelenmek

hövkürmek: bağırmak, haykırmak

ığdık dığdık etmek: asılsız mazeretler öne sürmek

Ilabada: Bir tür ot

Ilamır: Ihlamur

ıncık cıncık: değersiz, gereksiz şeyler

ıralmak: uzaklaşmak, uzamak

İ mi? i me?: tamam mı?

İ’nesiz arı gibi: söylenip, mızmızlanıp duran.

İbiram: İbrahim

İddaha: iddia

iddahacı: tartışmayı çok seven

iki yanna bakmak: oyalanmak.

ile dutaa yannı ga’mamak (o’mamak): işe yaramaz hale gelmek, işe yaramaz olmak

İleyen: Leğen

İlistir: kevgir

ilistiri çıkmak: çok eskimek

İmine: Emine

İn doñuzu: (daha çok kızlar için) hiçbir iş yapmadan oturan, ev işlerine bakmayan, tembellik eden.

İrebetli: yakışıklı, delikanlı

irebetsiz: Kılıksız, hoş bir görünüşü olmayan

İreçbe(r): İşçi

İsdambol: İstanbul

İsmel : (bazı uzak köylerde) İsmail

İşcek: İçecek

iş dutmak: bir işe sahip olmak

kâatlı şeker: Kâğıda sarılmış şeker

kafasında övezle(r) dolaşmak: başı çok ağrımak

kaktırmak: itmek

kapaksız: terbiyesiz

kasıñ: toz, toprak, süprüntü

kasmak: kısmak; kendini kasmak, yemek yemeyi azaltmak, rejim yap­mak

Kayrak: kızların zıplayarak taş sürükledikleri oyun

Kekeç: Çekiç

Keram: Kerem

Kelem: Lahana

Keletter: Büyük sepet

Kel ka’ya: herşeye karışan, burnunu sokan

kepeza etmek: birini azarlamak

Keranacı: daha çok kötü insanlar için kullanılır, bazen kurnaz in­sanlara denir

Kestene: Kestane

Kestene çıktığı gabığı beğenmezmiş: sonradan görmeler için kul­la­nılır

keyfe gelmek: içki içip rahatlamak

Kıllı barak: saçı sakalı çok gür, vücudu kıllı adam

kırk yalan: çok yalancı

kıtmek: oyunda yenmek

kıtilmek: oyunda yenilmek

Kiprit: Kibrit

Kirkit: Hali dokumaya yarayan taraklı demir

kıtibiyoz: Cimri

kindi: İkindi

Kipri: Kirpi

Kompil: patates

Kölge: Gölge

köpcüklü: ağzında laf durmayan, sırları ifşa eden

Köv: Köy

Kövlü: 1. Köylü 2. “bizim köylü” anlamında

Künah: Günah

ñge: küçük işe yaramaz cisimler, toz vs.’den oluşan çöp

Küren: bir tür böğürtlen

kürümek: kürekle kar vs. uzaklaştırmak

Kütaya, Kötaya: Kütahya

laf deyid etmemek: kimseye söz hakkı vermemek, hep kendisi ko­nuş­mak

laf eşitmek: tepki görmek

laf sö’lemek: hakaretamiz konuşmak

laf yimek: hakarete uğramak

lağır lağır kusmak: bol miktarda kusmak

len: Ulan

lök daşı gibi oturmak: Hiçbir iş yapmadan tembel tembel oturmak

ma!: al!

Macur: muhacir, göçmen

Maket: Salondaki uzun sedir, sofa

Mal: Büyükbaş hayvan

mal galdırmak: malları haczettirip muhafaza altına aldırmak

mal gibi: aptal, bir yeteneği olmayan, pasif.

Mamrıt: Çok yiyen, yemeye doymayan

marazlanmak: 1. huylanmak, sorun çıkarmak; 2. iştahsız olmak.

marazlı: 1. huysuz, herşeyi sorun eden; 2. iştahsız.

mayıslı mayıslı kokmak: Kötü kokmak, ahırdan gelmiş gibi kok­mak.

meletmek: çok fena dövmek

Memedotu: Bir tür ot

Mençire, pençire: (bazı köylerde) pencere

Merdimen: merdiven

Mere: Mera

Meres: Miras

Meyasıl: Hemoroid, basur

Minehet: ekmek taşınan uzun, sığ tekne

Misir: Mısır

mizmele: devamlı söylenerek eziyet eden

Mocuk: Domuz yavrusu

Momu: (çocukları korkutmak için) “öcü” anlamında

Motur: motosiklet, traktör

muñgarız etmek: ziyan etmek, gereksiz yere harcamak, yiyip bitirmek.

Mücüde: Müjde

mücüde etmek: müjdelemek

Nacak: Balta

Nahha!: İlenmeye, bedduaya başlangıç kelimesi

Nana: Nane

narasıñ: nerede! hiç olacak şey mi?

Navrız: Zambak

neden, nişleyen: ne edeyim, ne yapayım (çaresizlik ifadesi)

nediyoñ: Ne yapıyorsun?

nimelere yatasıca!: Bir ilenme (beddua) sözü

no’dum delisi o’mak: birden zengin olup fazla şımarmak

Nohot: Nohut

O’lumuz: (özellikle üstsoy-altsoy dışındaki yakın akra­ba­la­rın ve ta­nı­dık­la­rın) ken­din­den küçük erkeklere sevgi ifadesi

oluve(r)mek: Birine çıkışmak.

Omadık helva: Gofret biçiminde şekerli yiyecek

omeyvesiñ: olmayıversin

ortalığı panayır yerine çevirmek: davranışları yüzünden herkesin top­lanmasına neden olmak

oşkurduma gitmek: Bir şeyi çok abartmak, gereksiz yere telaş­lan­mak.

ovşalamak: okşamak

ovşalaken avkannamak, ayı eniğini ovşalaken avkanna(r)mış: ço­cuk­ları canını acıtarak sevenlere söylenir

Ödür: Birine yük olmaktan kaçınma, mahcubiyet hissi.

ödürlenmek: birine yük olmaktan, zahmet vermekten kaçınmak, mahçup olmak.

ödürsüz: mahcubiyet duymayan, birine yük olmaktan kaçınmayan

ökkenni goyun: öksürüp duran çocuklara söylenir

öküz öldü ortaklık ayrıldı: çıkar ilişkisi biten insanların birbirinden uzaklaşması an­la­mın­da kullanılır

ö’le: Öyle, ö’le del sadeş: Öyle değil arkadaş.

Öö’le: Öğle, Öö’loltu: Öğle vakti.

Ö’len: Öğleyin,

öö’señ: Herhalde. “Sopasını veren Allah öö’señ odununu kömürünü de veri sadeş” Sobasını veren Allah herhalde odununu, kömürünü de verir arkadaş.

Öreyle patetisi gibi: (daha çok kızlar hakkında) şişman, tombul.

Örüzgee: Rüzgar

Ö’sürük: Öksürük

öten: geçenlerde

öte yannı: öbür taraf

övelip galmak: tek başına kalmak, Dişlem çekilince şu diş orta yer­de öveldi galdı.

Övez: Uçuşan küçük sarı bir böcek

paçaloz: sünepe, beceriksiz, kendine bakamayan

para sıçmak: her yanından para çıkmak

Partı: Bahçe duvarı

Patetis: patates

Patos: Patöz, buğday öğütme makinesi.

pavkırmak: aksırıp tıksırmak

pellenço: deli gibi, komik adam, palyaço

Pepe: ne dediği anlaşılmayan

pepelemek: anlaşılmaz biçimde konuşmak

Pıransa: Pırasa

pısmak: pes etmek

pirelenmek: şüphelenmek

Pirket: Briket

Pişi: Bir tür hamurişi

pörsmek: havası inmek

pusmak: sessizleşmek

puşutmak: somurtmak

Püsküt: Bisküvi, gaymaklı püsküt, kremalı bisküvi

Radiyo: Radyo

Romuk: römork

Sabanga: Sapan (kuş vurmak için)

sadecım: arkadaşım

sadeş, sa’ş: arkadaş

Safur: Sahur

saksak: yapışkan, şeker ve su yüzünden yapışkan hale gelme

salgaraya gitmek: Kendini tesadüflere bırakmak, riske atmak

Salmalık: Muhtar (“Salma salan” anlamında)

sal o’mak: ishal olmak

Samsak: Sarmısak

sañgadak, sañgadanak: birdenbire

sañgı: saf, aptal, pısırık

Senet-sepet: Senet ve diğer belgeler

seyitmek: koşmak

sığıra salmak: büyükbaş hayvanları çobanın gözetimine bırakmak

sıntıra çekmek: soğuktan titremek

sıraca yiyesice (sıracala yiyesice): (daha çok kadınlar arasında) bir i­len­me (beddua şekli)

sıtarasız: nahoş görünümlü, çirkin.

sıvarmak: sulamak

sıvık sakızı gibi olmak: birinin kuyruğu olmak, onu rahatsız edecek derecede yanından ayrılmamak

Sıyırma: taze fasulye

sivtinmek: kaşınıp durmak

Sobil: (saklambaç oyununda) sobe; saklambaç oyunu

So’na: sonra,

so’nadan keri: daha sonra

Sopa: Soba

Sovan: soğan

Söbe: eğri, sivri

söbeltmek: sivriltmek

suratı turşu satmak: asık suratlı olmak.

suratında şeytanna cirit atmak: içinden pazarlı olmak

Susa: şose, asfalt

Sülaha: Züleyha

sümcük: Pis, herşeye bulaşan, her bulduğunu yiyen

Sünet: sünnet

şaşkaloz: şaşkın, sersem

şaşkın: çok zayıf (gızımız, sen şaşkın o’muşun yalım, Kızımız sen ga­liba çok za­yıflamışsın)

Şaştım aşı: alelacele yapılan yemek

Şeher: Şehir (özellikle Simav)

şeherlenmek: yapmacık biçimde kibar ve düzgün konuşmaya ça­lış­mak

şeherli teklifi: nezaketen yapılan, aslında kabul edilmesi arzulan­ma­yan teklif, davet

Şekar: (bazı köylerde) şeker

şengirdetmek: sesiyle ortalığı çınlatmak

şılarmak: parlamak

Şılartı: parlaklık

şinci, şincik: şimdi

sulf o’mak: sulh sözleşmesi yapmak

Tabakhaneye bok yetiştirmek: gereksiz yere acele etmek

Tahan: Tahin

Takka: takke

takkaları değişiriz: Külahları değişlriz

tapa etmek: Bir iyiliği durmadan birinin yüzüne vurmak.

Tarla-takka: taşınmaz mallar

Tarna: tarhana

tat: sözleri kırıcı olan, sert

tatafiye: rasgele, teasdüfi; hesapsız, kitapsız. düşünmeden, doğaçlama olarak. “Sen tatafiyeden gonuşuyon”, sen düşünmeden konuşuyorsun)

Tatta: tahta

Tattalı köv: mezarlık, öbür dünya

tav o’mak: biriyle evlenmeyi düşünmek

tef gibi gerilmek: çok sinirlenmek

tefe goymak: biriyle alay etmek

telbiz titiz: temiz, titiz

teltik: yanlış.

temin: (özellikle Simav merkezde) demin

Temreke: çıban

Temşit: temcit

ten’elmek: tenhalaşmak, sakinleşmek, ortalık ten’eldi, ortalık sa­kin­leşti, tenhalaştı

tepelemeden gitmek: bir yere randevu almadan, hesap kitap et­me­den gitmek, (ya da) plansız işlere girişmek

tepelemeden gonuşmak: lafı önceden dinlemeden araya girip il­gisiz konuşmak

Teyip: Teyp

teze: 1. yeni, daha yeni olan, taze, 2. az önce demin, daha teze söy­­le­dim.

ñ deyip gitmek, tıñgadak gitmek: ölüvermek

tıreş: tıraş

tih dedirtmek: fena halde bıktırmak, usandırmak

Tilki erişemediği üzüme gök dermiş: haset insanlar için kullanılır

tiñsirmek: aksırmak, burnunu sümkürtmek

Tirit: 1. Fasulye suyuna bandırılımış ekmek dilimlerinden, biber vs’­den o­luşan yemek 2. çok yaşlı (özellikle yaşlı adam)

tivtmek: bir şeyi dağıtmak, parçalara ayırmak

tiydirip geçmek: teğet geçmek, sıyırıp geçmek

Tokurcum: 3 tokurcum, 3 taş oyunu, 9 tokurcum, 9 taş oyunu

Tolu: Dolu, tolu yağıyo, dolu yağıyor

Tomata: Domates

tövb’o’sun: bir yemin

ñgümek: zıplamak

türkü çığırmak: türkü söylemek

u, una, unun, urası, urdan, uraya: “o”  “ona” “onun” “orası” “ora­dan” ve “oraya” yerine kullanı­lır.

ucun ucun yimek: (nezaketten veya yemeğin azlığından) azar a­zar küçük lokmalarla yemek

uğunmak: çok üzüntü duymak

ukela: ukala

uluk: tembel, beceriksiz kadın “uluk garının işlek gızı olurmuş, iş­lek garının uluk gızı olurmuş”

Umahan: Ümmuhan

Umar: (köylerde) Ömer

Uykura: Rukiye

Üçetek: Simav yerel kadın (tören) giysisi

ümü’nü sıkmak: (daha çok çocuklara uyarı için kullanılır) ümü’nü sıkarın!

ünnemek: çağırmak

Ürfet: Rıfat

Üsen: Hüseyin

Va: (köylerde) baba

Velesbit: Bisiklet

vetlemek: hızlı hızlı yürümek

vizir vizir: vızır vızır, yoğun bir çabayla, vizir vizir aramak, her yeri aramak, vizir vizir çalışmak, çok çalışmak

Vizlengeç: böcek gibi zırıldayan

Yaarık: üzerinde odun kırılan büyük kütük

Yaba: taraklı, geniş yüzeyli tahtadan kürek (ziraat)

yad ge’mek: (özellikle çocuğun) bir yeri, ortamı yadırgayıp, kork­ması

yağ çalmak: ekmeğe yağ sürmek

ya’mur çilemek: yağmur çiselemek

yaho: yahu

Yahodi: yahudi; kurnaz “yahodi iflâs edince eski defterleri garıştırı’mış”, “mali yönden zorda kalan olmadık şey­ler­den medet umar” an­la­mında

yakamak: (bazı köylerde) yıkamak

yakanmak: (bazı köylerde) yıkanmak

Yalabık: şimşek.

Yalabık çakmak: şimşek çakmak.

yal gibi: sıcak olduğu için içimi hoş olmayan su vs. içecekler hak­kında söylenir

yalım: Galiba, sanırım

yaneşmek: yanaşmak

yañgıryas: ağlaya ağlaya

yannış: yanlış

yannış yunnuş: yanlış olarak, yanlış şekilde.

yantırı yunturu: düzgün olmayan, biçimsiz.

yapcen, etcen: yapacağım, edeceğim; yapceñ, etceñ, yapacaksın, edeceksin.

Yastığeç: Üzerinde hamur açılan tahta

yaveş: yavaş

yeñ yeñ gonuşmak: sesini incelterek yapmacık konuşmak (daha çok kızlar için)

ye’ni: hafif

ye’nilmek: hafiflemek

yılan sadeş: samimi görünüp arkadaşının kuyusunu kazan.

yılık, yısyılık: düzgün olmayan, yamuk

yırmak: yarmak

yır yara yiyesice! Bir ilenme sözü.

Yicek: Yiyecek

yimek: Yemek, yemek yemek, yi gali hadi, hadi ye artık.

yi memet yi!: “çok yemek var, yaşadın” anlamında

yo: kez, kere; kaç yo gittiñ uraya?, oraya kaç kere gittin; iki yo, iki kere.

yoğurt çalmak: yoğurt yapmak

yola yatımlı o’mak: söz dinlemek, uslu olmak, zorluk çıkarmamak.

yoz: soğuk, samimiyetsiz

yoz durmak: soğuk davranmak

yörümek: yürümek

Yuka: yufka

yuka, yukacık: ince (giysi)

yumak: yıkamak, elleñi yu! ellerini yıka

zebil etmek: israf etmek, yemeği yere dökmek

Zele, Zelike: Zeliha

ñgazık dolu olmak: bir yerin çok kalabalık olması anlamında

ññ etmek: mızmızlanıp durmak.

zıval etmek: mızmızlanıp durmak.

ziyana girmek: hayvanların başkasının bahçe, tarlasına girmesi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: