Karakeçili Yörükleri Hakkında Bir Araştırma

Orta Asya Anadolu ve Rumeli sürecinde Türkler, sosyal statüleri bakımından şehirli, köylü ve konar-göçer topluluklar hâlinde yaşamışlardır. Bunlardan göçerler, en eski Türk toplum yapısından başlayarak kalabalık sınıfı oluşturmuşlardır. Bu durum uzun yıllar devam etmiş ve denge Osmanlı Devleti’nin iskân siyaseti ve değişen şartlarla oluşan yeni yaşama tarzı sonucunda göçerlerin aleyhine bozulmuş, bu suretle yerleşik hayat tarzı yaygınlaşmıştır. Buna rağmen yerleşik Türklerin yanında göçebe yaşayışı sürdüren önemli sayıdaki Türkmenlere “Yörük” denilmiştir. Konar-göçer ve göçebe demek olan Yörük kelimesi, Anadolu’da “yörü” fiilinden meydana gelmiştir.

Karakeçili Türkmenleri de “Yörük” adıyla anılırlar. Bunun sebebi, Anadolu’da iskân edilmelerinden önce konar-göçer olmalarındandır. 16. yüzyıla ait eski Osmanlı tahrir kayıtlarından Karakeçili aşiretinin önemli bir kısmının diğer Yörük aşiretlerle birlikte-”Azizbeğlu ve Tos-bağa” aşiretleri- Beypazarı, Sivrihisar ve Sultan önü civarında bugün Eskişehir yöresinde gördüğümüz. Karakeçililerin ataları oldukları anlaşılmaktadır. Ankara sancağına bağlı olan ve defterlerde kayıtlı Karakeçililerde yukarıda sözünü ettiğimiz ve “Ulu-Yörük” adıyla anılan bu aşiretler birliğine bağlıdır. Bunların aynı zamanda Kırşehir yöresinde yaşayan büyük Karakeçili oymağının önemli bir kolunu teşkil etmekte oldukları bilinmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda oymak, aşiret ve cemaatler üzerine Başbakanlık Osmanlı Arşiv belgelerine dayanarak önemli bir eser meydana gelirmiş olan Cevdet Türkay, Karakeçililerin yaygın olarak yaşadıkları sahaları şu şekilde tesbit elmiş bulunmaktadır: Adana, Diyarbekir, Siverek, Eskişehir, Siirt, Birecik, Ankara, Kütahya, Ruha (Urfa), Rakka, Aydın, Kırşehir, Balıkesir, Haymana, Manisa, Trablus-Şam, Kula, Eşme (Kütahya), Bursa, Alaşehir… Yine Türkay, sözünü ettiğimiz vesikalara dayanarak, Karakeçililerin “Türkmen yörükanı taifesinden” yani Türkmen topluluğundan olduklarını kaydetmektedir.

Türk devletlerinde topluluk ve boy düzeninde kendine özgü bir teşkilâtlanma yapısı vardır. Selçuklulardan önceki Türk teşkilâtlanma ve boy düzeni incelendiğinde ikili bir düzen kendisini gösterir. Asya Hun ve Avrupa Hun devletleriyle Göktürkler ve buna mümasil diğer Türk devletlerinde bu teşkilâtlanma yapısı görülmekledir. Bu ikili düzen doğu-batı şeklindedir. Bu düzen yine kuzey-güney, sağ-sol şeklinde de görülür. Tuna Bulgarları ve Macarlarda bu ikili düzenin büyük-küçük şeklinde ifade edildiği tesbit edilmiştir. Öte taraftan, Oğuz Bulgar ve Karluk Türk gruplarında iç-dış, yine Oğuzlarda Bozok-Üçok, Hun, Ogur, Bulgar, Hazar, Macar, Kuman ve Türgeşlerde ak-kara gibi terimlerle Türklere has bu teşkilâtlanma biçimi görülmektedir.

Hattâ Türk boylarında daha alt sosyal gruplarda da bu ikili teşkilâtlanma görülmektedir. Meselâ, Akkoyunlu-Karakoyunlu, Akkeçili-Karakeçili, Akbudun-Karabudun gibi…

En eski Türk destanlarından olan Oğuz Kağan Destanı’nda, yukarıda belirttiğimiz ikili düzen görülmektedir. Ünlü destanda, Türk toplumunun Üçok ve Bozok kollarına ayrılması şu şekilde anlatılmaktadır. “… Sonra Oğuz Kağan büyük bir kurultay topladı. Maiyeti ve halkını çağırdı. Onlar geldiler ve müşavere ettiler. Oğuz Kağan büyük ordugâh kurdu. Sağ yanına kırk kulaç direk diktirdi. Üstüne bir gümüş tavuk koydurdu. Altına bir ak koyun bağladı. Sol yanına kırk kulaç direk diktirdi, Altına bir kara koyun bağladı. Sağ yanda Bozoklar oturdu. Sol yanda Üçoklar oturdu…

Oğuz Kağan Destanı’ndaki bu kayıttan, sağ kol olan Bozokların Türk toplumundaki yerinin daha üst seviyede ve ak koyun sahibi oldukları, buna karşın Üçokların Bozuklardan sonra geldikleri ve kara koyun sahibi oldukları anlaşılmaktadır.

Bugün Anadolu’da çeşitli coğrafî mekânlarda yaşamakta olan yörükler arasında da buna benzer bir ayırım dikkatimizi çekmektedir. Özellikle günümüzde Uludağ yöresinde yer tutan yörük grubu arasında Kızılkeçili ve Karakeçili oymakları görülmektedir. Kızılkeçili ve Karakeçili oymakları birbirlerinden giyim kuşam, çalışma sahaları ve sahip oldukları hayvanlara varıncaya kadar farklılıklar göstermektedir. Bunlar arasında Kızılkeçililerin çadırlarının alaçık olmasına karşın, Karakeçililerin çadırlarının karaçadır olması gibi daha birçok ayrılıklar vardır. Bu Türkmenler arasındaki bir kanaat da, Kızılkeçililerin hünkâr elli, Karakeçililerin ise oba elli olmalarıdır. Yani kendilerini Bozok ve Üçok gibi ayırdıkları anlaşılmaktadır.

Bilindiği gibi, ünlü Oğuz Kağan Destanı’ndaki Bozok ve Üçok şeklindeki ayırım Raşiduddin ve Kaşgarlı Mahmut’un da tasnifleriyle tarihe mal olmuştur. Bu sınıflandırmaya göre, Bozoklar, Günhan, Ayhan ve Yıldızhan kollarına tâbi olan her biri dörder olmak üzere 12 boya ayrılmaktadırlar, ki bunlar Kayı, Bayat, Alkaevli, Karasevli, Yazır, Döğer, Dodurga, Yaparlı, Avşar, Kızık, Beğdili ve Karkın’dır.

Üçoklar ise, Gökhan, Dağhan ve Denizhan kollarına bağlı, yine her biri dörder olmak üzere 12 boya ayrılmaktadırlar. Bunlar Bayındır, Peçenek, Çavundur, Çepni, Salur, Eymur, Layıntlu, Üreğir, İğdir, Büğdüz, Yiva ve Kınık boylarıdır.

ikili ve 4-12-24 şeklindeki boy tasnifi Türkmenler arasında çok yaygındır. Nitekim, Karakeçili yörükleri de 12 aşiretten meydana gelmişlerdir. Bilecik Pazaryeri Günyurdu köyünde yerleşik hayata geçen Karakeçili yörükleri, “Karakeçili oniki kalemdir” demek suretiyle, kendilerini 12 kola ayırmaktadırlar. Bu aşiret veya kollar şunlardır: Veliler, Poyrazlı, Kıldanlı, Softalı, Karakayalı, Talazlı, Şazlı, Hacıhalil, Hayyam Kethüda, Akça İnli, Özbekli, Karabakılı. Karakeçililerin kendilerini 12 kısma ayırarak tasnif etmeleri, kök itibariyle Asya’dan gelen diğer Türkmen topluluklarına bağlı olmaları sonucuna bizi götürmektedir.

Karakeçililerin sözde ayrı bir topluluk addedilen ve yine Oğuz, geleneğine göre 24 boya ayrılan, “Türkman Ekrâdı” şeklinde nitelendirilen Kürt topluluğunun Milan ve Zilan şeklindeki iki kolundan Milan yani Milliler içinde yer aldıkları ve ikinci sırada bulundukları görülmektedir. Bu Karakeçililerin, özellikle Urfa’nın, Siverek, Viranşehir ve Suruç havalisinde yaşadıkları bilinmektedir. Bunların önemli bir kısmı Fars kültürünün etkisinde kalmıştır.

Karakeçili aşireti, Osmanlı Devleti’ni kuran Kayı boyuna mensuptur. “Kayı”, sağlam, metin, güçlü ve kuvvetli anlamlarına gelmektedir. Kayı boyu Oğuzların en büyük boyu olup, Bozoklara tâbidir. Doğudan Anadolu’ya gelişen göçlerin önemli nedenlerinden bir tanesi de bilindiği gibi Moğol istilâsıdır. İşte Moğolların baskı ve saldırıları nedeniyle Karakeçililer, bağlı bulundukları Kayı boyu ile birlikte, Türkistan-Horasan ve Anadolu çizgisinde göçe mecbur kalmışlardır. Bu göç esnasında reisleri Ertuğrul Bey idaresinde Anadolu’ya gelen Kayı boyu ve Karakeçililer göçebe yaşayışını sürdürmüşlerdir.

Anadolu’nun Türkleşmesinde büyük rol oynayan Karakeçililer, 11. yüzyıldan beri varlıklarını hissettirmişlerdir. Öncelikle Keçilü cemaatleri, başta Karakeçililer olmak üzere, Sarıkeçili, Teke Türkmenleri vs. gibi değişik adlarla Anadolu’nun birçok bölgesine yayılmışlardır. Doğudan batıya bu şekilde yayılan bu aşiretin muhtelif kolları şunlardır: Urfa, Siverek ve Suruç Karakeçililerinin varlıkları XV. ve XVI. yüzyıllardan beri bilinmektedir. Urfa Karakeçilileri ile Bingöl’ün Simsor Karakeçilileri Doğu Anadolu ZazaTürk aşiret grupları içinde yer alır.

Siverek Karakeçilileri kendilerini Türkmen olarak kabul etmektedirler. Bunlar yaşamakta oldukları köylerinin adlan da tamamen Türkçedir. Yüzyıllardan beri isimler değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Sözkonusu bu köyler arasında, Ağaören, Deliktaş, Karahöyük, Karadibek, Kurtini, Başıbüyük, Göllü, Mezra, Karacaviran, Mizar, Çabakçur, Karafinik, Bozkaya, Kabasırt, Kabahaydar, Sadıklı, Salur, Çepini vs…

Bingöl’ün Simsor köyü Karakeçililer tarafından kurulmuştur. Güneyde Karakeçililer Rakka’ya kadar uzanmışlardır. XVI. yüzyıl Diyarbakır Tapu Tahrir Defteri’ne göre, günümüzdeki Milli Aşiret grupları Karakeçililerdendir. Yine Gaziantep’e bağlı Körkün, Barak ve Hacıbayram köyleri Karakeçililer tarafından kurulmuştur.

Kırıkkale ilinin Karakeçili ilçesinde yaşayan Karakeçililer, Anadolu’nun diğer yörelerinde yaşayan Karakeçililerle akrabadırlar. Karakeçililer, Osmanlı kayıtlarında “Ulu Yörük” şeklinde anılan ve diğer bazı boyları da ihtiva eden birliğin bir koludurlar. Ankara şeriye sicillerinde Karakeçililerle ilgili kayıtlarda geçen, “Yörükanı Karakeçili” deyimi buradaki Karakeçililerin yürüklüğüne işaret eder.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivi’ndeki 982 tarihli Tapu Tahrir Defteri’nde Ankara Karakeçilileri “Ulu Yörük” adıyla anılmışlardır. En eski yörük ve en köklü boy anlamına gelen bu kayıt, Karakeçililerin mazileri hakkında bize fikir vermektedir.

Karakeçililer, Süleyman Şah ile Ertuğrul Gazi idaresinde, Fırat nehrini takip ederek. Rakka üzerinden Anadolu’ya gelmişlerdir. Bu göç esnasında yaklaşık 8000 civarında Karakeçili Urfa yöresine gelmiş ve burada ikâmet etmişlerdir. Sonra bunların bir kısmı Konya, Bursa, Eskişehir, Bilecik ve Gaziantep’e yerleşmişlerdir. Bunun yanında yine Urfa’ya mücavir olan Halep ve Arappınar (Mürşitpınar) ile Elazığ çevresine yerleşenler de olmuştur. Elazığ Karakeçililerine “Çarsancaklı” denilmektedir. Gaziantep havalisine yerleşen Karakeçililer ise, “Albayramlar” adıyla anılırlar.

Bilindiği gibi, Anadolu’daki Karakeçililerin önemli bir bölümü Urfa havalisinde yaşamaktadır. Burada yaşayan Karakeçililer Türk oldukları hâlde, Türkçeden farklı bir dil konuşmaktadırlar. Ancak konuşulan bu dilin “Gürmanç” ağzı olduğu ve Tuncer Gülensoy’un tesbitlerine göre, “Doğu Anadolu Osmanlıcası” olduğunu söylemek mümkündür. Aynı Hoca’nın burada yaşayan Karakeçililerle ilgili tesbitleri şöyledir: “Urfa-Suruç yöresinde yaşayan Karakeçililerin büyük bir kısmı “Gürmanç” ağzını konuşmakladırlar. Ancak bunun yüzde seksenbeşi Türkçe kelimelerden oluşmaktadır.

Karakeçililer üzerinde sosyolojik araştırmalar yapan Ziya Gökalp ve Mehmet Eröz’ün görüşleri de bu düşüncelerle beraber değerlendirildiğinde, olayın realitesi açığa çıkmaktadır. Ziya Gökalp, Viranşehir’deki Millilere komşu olarak nitelendirdiği Karakeçililerin -ki aslında bu boyun içinde addedilmektedirler-Bursa’daki Karakeçililerin bir bölümünü oluşturduklarını ve zamanla Türkçeyi unuttuklarını ifade ederek, bunların köy isimlerinden hareketle Türk olduklarının anlaşıldığını söylemektedir. Nitekim, Salur ve Kangılı köylerinin Karacadağ’da yer aldığını, bunların da eski Türk boy adları olduğunu söylemektedir. Ziya Gökalp, buradaki Türkan aşiretinin de aynı akibete uğradığına işaret etmektedir.

Karakeçililer, geçmişte Ertuğrul Gazi Türbesi’ni her yıl Nevruz gününde ziyaret ederlerdi. Burada bir tür anma toplantısı niteliğinde buluşur ve şenlik düzenlerlerdi. Ancak sonraları bu geleneği Eylül ayının ikinci haftasında yapmaya başlamışlardır. Bu ziyaret ve şenlik Karakeçililerin bayramıdır. Atlarla buraya gelen ve kurbanlar kesen Karakeçililer görkemli törenler yaparlardı. Bu esnada cirit oyunları ve güreş müsabakaları da yapılırdı.

Bu ziyaret ve şenlikler II. Abdülhamid zamanında resmileştirilmiştir.

Osmanlı yönetimine sadakatla bağlı kalan Karakeçililer, genel olarak herhangi bir disiplinsizlik hareketine girmemişlerdir. Sultan II. Abdülhamid sarayın muhafazası için Karakeçilileri görevlendirmiştir. Hem Yavuz Sultan Selim, hem de II. Abdülhamid tarafından Karakeçililere sancak verildiği ve kendilerine çok güvenildiği rivâyeti de yaygındır.

Bilindiği gibi, II. Abdülhamid, Alman İmparatoru’na Karakeçili aşiretinin mensuplarını tanıtırken, kendi akrabaları olarak takdim etmiştir. Ayrıca aynı padişah Karakeçililerin bulunduğu bir alay meydana getirerek, bu alaya “Ertuğrul Alayı” adını vermiştir, ki bu da çok manidardır. Yine kendi adıyla oluşturduğu “Hamidiye Alayları”nda, ki bunlar da Çanakkale ve Doğu Cephesi’nde Ruslar, İran ve Ermenilerle olan çarpışmalarda önemli hizmetler ifa etmiştir, Karakeçililer yer almıştır.

Cumhuriyet döneminde de Karakeçililer devlete sadakatla bağlı kalmışlardır. Millî Mücadele’de Urfa ve havalisindeki millî faaliyetlerde ve özellikle yörenin Fransız işgalinden kurtarılması ile bazı iç isyanların bastırılmasında, Siverek kuvvetleri içinde yer alan Karakeçililer, diğer Türkmen (Oğuz) kuvvetleri olan İzoli, Beğdili (Badıllı), Karahanlı aşiretleri gibi üzerlerine düşeni yapmışlardır.

Yine Millî Mücadele’de Güneydoğu Anadolu’daki Milli aşiretinin neden olduğu ayaklanma teşebbüsüne katılmayan Karakeçililer, Viranşehir ve çevresinde İngiliz ve Fransız kuvvetleriyle mücadeleye giriştikleri gibi, isyancılarla da mücadele etmişlerdir. Ancak bu isyan sırasında Karakeçililerin ileri gelenleri hayatlarım kaybetmişlerdir. Mardin’de bulunan Beşinci Tümen’in çabaları ve millî kuvvetlerin yardımıyla bu isyan hareketi bastırılmış ve asiler Suriye’ye kaçmak zorunda kalmışlardır.

Güneydoğu Anadolu’da olduğu gibi Orta ve Batı Anadolu bölgelerindeki Karakeçililer de Millî Mücadele’ye destek vermişler ve önemli vazifeler ifa etmişlerdir. Batı cephesinde Yunanlılara karşı ve bazı iç isyanların bastırılmasında önemli hizmetlerde bulunmuşlardır. Mustafa Kemal Paşa’nın yakın silâh arkadaşlarından Yarbay Mehmet Arif Bey oluşturduğu özel bir “Karakeçili Müfrezesi” ile Millî Mücadele’ye katkıda bulunmuştur.

Sonuç olarak, Karakeçililerin Hocamız Faruk Sümer’in “Türkmenler” dediği Oğuzların Bozok kolunun Kayı boyuna mensup oldukları ve yüzyıllara dayanan bir mazilerinin olduğu açıktır. Anadolu’yu ebedî vatan yapan Türkiye Selçukluları ve Osmanlı Devleti zamanında varolan ve Anadolu birliği içinde çok uzak olmasa da farklı yörelerde yaşayan bu insanlar, âdeta Anadolu insanın kardeşlik ve birliğinin simgesini oluşturmaktadırlar, denilebilir. Kısacası, millî birlik ve beraberliğe, kardeşliğe güzel bir örnektir Karakeçililer… Devlete ve millete hizmet yolunda Cumhuriyet döneminde de sadakada bağlı kalan bu aşiretin “Yörük Bayramı” kutlu olsun…

Sözlerimi Büyük Atatürk’ün şu cümlesiyle bitirmek istiyorum; “Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir ırkın evlâtları, hep aynı cevherin damarlarıdır…

DİPNOTLAR

*Prof. Dr., Kırıkkale Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü Başkanı

Kırıkkale-TÜRKİYE.

(1) Faruk Sümer, Oğuzlar, Ankara 1967, s. 9.
(2) Faruk Sümer, Oğuzlar, Ankara 1964, s.182.
(3) Cevdet Türkay, Başbakanlık Arşiv Belgelerine Göre Oymak, Aşiret ve Cemaatler, İstanbul 1979, s. 476.

(4) İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, İstanbul 1994. s. 259.

(5) AbdulhalukÇay, Her Yönüyle Kürt Dosyası, Ankara 1996, s. 245.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: