Binbaşı Ömer Fevzi Fars Körfezi'ni İNGİLİZLERE DAR EDECEKTİ

1914’de Enver Paşa, Suudi Arabistan’ın ilk kralı İbn Suud ile anlaşması için Teşkilat-ı Mahsusa’dan Binbaşı Ömer Fevzi’yi gönderdi. Binbaşı Fevzi, Fars Körfezi ve Umman sahillerinde İngilizlere karşı halkı örgütlemeye çalıştı. Buna örnek gösterilen vaka, Teşkilat-ı Mahsusa’nın Libya’daki tecrübesiydi.

Birinci Cihan Harbi başlamadan önce Enver Paşa, İngilizlere karşı Hintli müslümanlarla işbirliği yapmaya çalışırken, Arap yarımadasında Osmanlı’nın durumunu da güçlendirmek istiyordu. Necid’in kudretli aşiret reisi İbn Suud, Osmanlı’ya isyan halindeydi. Enver Paşa, İbn Suud ile anlaşma sağlamak istiyordu.Paşa’nın İbn Suud ile anlaşma yapması için seçtiği kişi bir binbaşıydı. Bu görevlendirme Basra Valisi Süleyman Şefik Paşa’yı bile şaşırtmıştı. Paşa, görevin kendi uhdesine verilmesini istiyordu.

SUUD İLE GİZLİ ANLAŞMA

Binbaşı, Harbiye Nezareti’ne bağlı Umur-ı Şarkiye Dairesi (Teşkilatı Mahsusa) emrindeydi. Trablusgarp, İran, Mısır, Irak, Kafkasya ve Arabistan’da Teşkilat’ın operasyonlarına katılan bu binbaşının adı Ömer Fevzi idi. ‘Prof. Zekeriya Kurşun’un “Necid ve Ahsa’da Osmanlı Hakimiyeti” isimli kitabında yer alan belgelere göre, Fevzi Bey, bölgede araştırmalar yapmış, Kuveyt Şeyhi Mübarek ve Muhammare Şeyhi Hazal Han’ı da ziyaret etmişti. Temaslarının ardından İbn Suud ile yapılacak anlaşmanın mahiyetine ilişkin bir raporu Enver Paşa’ya sundu. Kuveyt Şeyhi Mübarek’le yaptığı görüşmeyi şifreli telgrafla iletti. Şeyh Mübarek’e göre, Osmanlı Hükümetinin İbn Suud ile gizli bir anlaşma sağlaması Umman, Maskat ve Bahreyn’e el atılmasında çok kolaylık sağlardı. İbn Suud bu bölgeleri işgal ederdi, bu fiili durum Osmanlıya resmi sorumluluk getirmezdi. İbn Suud’un Osmanlı Devleti’ne asi olduğu söylenerek işin içinden çıkılabilirdi.

“LİBYA’DAKİ GİBİ HALKI ÖRGÜTLEYELİM”

Prof. Kurşun’un naklettiği belgelere göre Ömer Fevzi, 13 Nisan 1914’de Harbiye Nezaretine çektiği şifreli telgrafda, Katar’ın İngilizlere teslim edilmesi halinde Libya’daki gibi milli bir müdafa kuvvetinin vücuda getirilebileceğini kaydediyordu. Resmi surette cevap verilemezse, hususi bir emir yeterliydi. Fevzi Bey, Katarlıların Osmanlıya sadık olduklarını ve İngiliz idaresine girmek istemediklerini kaydediyordu. Katar’ın terki bütün müslümanlar nezdinde kötü tesir bırakırdı. Fars körfezinde Katar’dan başka liman olmadığını belirten Fevzi Bey, İngilizlerin Necid ve İran sahillerini birer birer ele geçirdiğine dikkat çekiyor, ileride Basra’nın zor durumda kalacağını söylüyordu. Kuveyt Şeyhi Mübarek ve İbn Suud’la uzlaşma sağlanmalıydı. Bu anlaşmayla, İngilizlerin istila planına karşı, Fars Körfezi ve Umman Denizi sahillerinde bir umumi teşebbüs vücuda getirilebilirdi. Ömer Fevzi, şöyle devam ediyordu: “İngilizler İslam mülkünü küçük ve kuvvetsiz şeyhliklere, hakimliklere ayırarak istila esaslarını kurmak istiyorlar. Biz de aşiret şeyhlerini İbn Suud’un etrafında birleştirelim. Hatta milli bir islam ordusunu İran güneyinden dolaştırarak Hindistan’ı kurtarmaya hazırlamayı bunlara bir gaye olarak telkin edelim. İhtiyat buyrulur ise bunu devlet adına değil de şahsi bir hasım olarak tarif edeyim. İngilizler, Osmanlı Hükümeti’ne karşı ne kadar pervasız iseler, böyle pervasız bir İslam ordusundan da o kadar çekinirler. Çünkü ufak bir kıvılcımın Kızıldeniz ve Umman Denizi sahillerindeki İslam beldelerine yayılması halinde büyük bir gaile karşısında bulunacaklarını zannediyorlar”.

Fevzi Bey, Enver Paşa’dan anlaşma yapma yetkisi istiyor, “İngilizlerin her yerde bize karşı oynadıkları role hiç olmazsa bu şekilde bir mukabele ile hatırımızı saydırırız” diyordu.

İBN SUUD VALİ OLUYORDU

Ömer Fevzi ile Dahiliye Nezareti temsilcileri arasında uzlaşma prensipleri üzerinde tartışma yaşandı. Dahiliye’ye göre, Fevzi Bey, İbn Suud’a çok fazla taviz veriyordu. Fevzi Bey’e göre ise sağlam bir anlaşma yapılmaması halinde İbn Suud ileride vaadlerinden cayabilirdi. Sağlam bir anlaşmayla Osmanlı bölgede İngilizlere karşı para ve askerini tüketmeyecek, tam aksine Necid’in asker ve parasından istifade edecekti. Harbiye ve Dahiliye ortak noktada buluştu, İbn Suud ile gizlice anlaştı. Necid Sancağı vilayet olacak, valilik ve kumandanlığına İbn Suud getirilecekti. Herkes mennundu. Basra Valisi Süleyman Şefik Paşa, anlaşmaya katkı sağlayanları taltif edilmesini, Ömer Fevzi Bey’e de bir iftihar madalyası verilmesini istiyordu. Anlaşmadan hemen sonra Cihan Harbi başladı. Anlaşma kadük kaldı. İbn Suud, Osmanlı’dan yana tavır almadı, ancak İbn Reşit’le husumetine son verdiğini açıkladı. İbn Suud, savaş boyunca tarafsızlığını korudu, İngilizlere fiili yardımda da bulunmadı.

ÖMER FEVZİ’NİN SEÇİLMESİ BOŞUNA DEĞİLDİ

Ömer Fevzi Bey’in seçilmesi boşuna değildi. Babası Mehmet Arif Bey, Araplar arasında sayılan biriydi. II. Meşrutiyet döneminde İstanbul’daki Arap Kulübü’nün önde gelen isimlerindendi. Arif Bey, Osmanlı’nın Arap vilayetlerinde reformlar yapmasını istiyordu. Böylece imparatorluk daha güçlenecekti. Bu yüzden İttihat ve Terakki’yi destekliyordu. Subay olan oğlu Ömer Fevzi, Gevgili’de gizli İttihat ve Terakki Cemiyeti kurucularındandı. Hatta bir ara Mısır’a firar etmiş, İkinci Meşrutiyet’te görevine dönmüş, 1911’de İtalyanlar Libya’yı işgal ettiğinde de Enver Paşa’nın Teşkilatı Mahsusa’sında görev almıştı. Eniştesi Hacı Adil Arda ise, İttihat-Terakki’nin önde gelen isimlerindendi. Mehmet Arif Bey, Mardin’in en köklü bir ulema ailesine mensuptu. Aile büyükleri Kadiri Tarikati’nin önemli şeyhleri arasında sayılıyordu.

Ömer Fevzi Bey’in adı Üzeyir Garih cinayetiyle gündeme geldi

1911-1918 yılları arasında kurmay subay olarak Harbiye Nezareti Teşkilat-ı Mahsusa’sında da önemli görevler ifa eden Ömer Fevzi Bey’in Rauf Orbay’la dostluğu Cumhuriyet döneminde de sürdü. Rauf Bey, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluş çalışmalarını yaparken bir siyasi komployla yüzyüze geldiğinde Fevzi Bey’den yardım istedi. Komployu ortaya çıkaran Fevzi Bey, polis tarafından gözaltına alınarak sorgulandı. Ömer Fevzi Bey, Cumhuriyet döneminde siyasi faaliyetlerden uzak durdu. Kendini dini ilimlere ve irşat çalışmalarına verdi. Kalamış’taki evi çeşitli fikirlerin mütalaa edildiği bir irfan meclisi oldu. Adnan Giz Bey’in “Bir Zamanlar Kadıköy” isimli kitabında Acıbadem Loncası olarak nitelediği toplantıların müdavimleri, Ord. Prof. Süheyl Ünver, Ender Mermerci’nin babası cildiyeci Prof. Hasan Reşat Sığındım, Mehmet Ali Ayni, Yanya Müdafii Esat Paşa, eski İstanbul Muhafızı Ahmet Fevzi Paşa, Prof. İsmail Hakkı İzmirli ve TBMM Hükümeti’nin Adliye Bakanı ve Roma temsilcisi Cami Baykut’tu.

KUŞCUBAŞI EŞREF’LE AKRABA

1953’de vefat eden Ömer Fevzi Bey’in adı 44 yıl sonra yeniden gündeme geldi. İşadamı Üzeyir Garih 2001 yılında Eyüp Mezarlığı’nda öldürüldü. Garih, Fevzi Çakmak’la aynı sofada yatan Nakşi Şeyhi Küçük Hüseyin Efendi’nin kabrini ziyaret ediyordu. Hüseyin Efendi’nin halifelerinden biri, Ömer Fevzi idi. Şeyhi’nin 1930’da ölümünden sonra, kökü Libya’da olan Arusi Tarikatı’nı kurdu. Böylece Cumhuriyet döneminde kurulan ilk tarikatın ilk şeyhi ünvanını kazanmış oldu. Ömer Fevzi Efendi, soyadı kanunuyla birlikte Mardin soyadını almıştı. Ord. Prof. Ebulula Mardin, Prof. Şerif Mardin, Amerika’nın ünlü müzisyenlerinden Arif Mardin, diplomat Şemsettin Mardin, eski milletvekili-şair Yusuf Mardin, halkla ilişkiler duayeni Betül Mardin ve daha pek çok ünlü ismin yer aldığı Mardinizade ailesine mensuptu. 1878’de doğan Ömer Fevzi Efendi, yazar Cemal Kutay ve Kuşcubaşı Eşref arasında da akrabalık bağları vardır. Ömer Fevzi Efendi’nin annesi Zarife Hanım, Kürt Bedirhan Paşa kızıdır. Bedirhan Paşa’nın oğlu eski Trablus mutasarrıfı Bedri Paşa ise Kuşcubaşı Eşref’in teyzesinin kızının eşidir.

İngilizlerin el koyduğu gemiyi kabadayılar bastı

Trablusgarp Harbi sırasında Ömer Fevzi’nin temin ettiği silah yüklü bir gemiye İngilizler el koydu. Silahlar Libya’daki direnişçilere aitti. Ömer Fevzi, İskenderiyeli kabadayılarla anlaştı. Akşam hava karardığında gemiye çıktılar, İngiliz nöbetçileri etkisiz hale getirerek yükü boşalttılar. Ömer Fevzi, hususi ajanları vasıtasıyla Yunanlıların harp sevkiyatlarını da takip ediyordu.Rauf Bey de sevkiyat yapılan limanları bombardıman ediyordu. Bu bilgilerin bir kısmı, Osmanlı genelkurmayının verdiği bilgilerle zıttı. Ancak Genelkurmayın değil, Ömer Fevzi’nin bilgileri doğru çıkıyordu. Balkan savaşları sonrasında yurda dönen Hamidiye’yi Çanakkale’de hükümet ve padişah adına Ömer Fevzi karşıladı. Büyük bir kalabalığa hitap eden Ömer Fevzi, veciz bir hoş geldin konuşması yapıyordu. Hamidiye’ye yaptığı yardımlardan dolayı Harbiye Nezareti tarafından ödüllendirilmek istendi. Ödülü reddetti, sadece Hamidiye Sancağı’nın hatıra olarak verilmesini rica etti. Hamidiye Zırhlısının sancağı daha sonra Denizcilik Müzesi’ne intikal edecekti.

Rauf Orbay’ın can dostuydu

Ömer Fevzi, Hamidiye Kahramanı Rauf Orbay’ın yakın arkadaşıydı. Hamidiye Zırhlısı’yla Akdeniz, Adriyatik ve Ege’deki akınlarda Ömer Fevzi’nin büyük yardımı olmuştu. Orbay anılarında şöyle diyordu: “2 aralık 1912 günü başlayıp sekiz ay süren akıncı hareketimiz esnasında bir çok müşkül durumlara, hatta batmak tehlikelerine maruz kaldık. En büyük zorluğumuz su ve kömür tedarikiydi. Oniki günde yediyüz elli ton kömür yakıyorduk. Kömürsüz kalmak, cephanenin infilaki bakımından büyük tehlike idi. Kömür tedarikinde Ömer Fevzi Beyin büyük yardımı oluyordu.

BİRLİKTE SAVAŞTILAR

Bu zatla Trablusgarp harbi esnasında Enver Paşa, ben, üçümüz beraberdik. Mısırlıları çok iyi tanıdığı için gizlice silah temininde hayli yardımını gördük. Hamidiye’nin her türlü ihtiyacını Ömer Fevzi bey her yere gider, tanıdıkları vasıtasıyla bulur, muhabere eder, gerektiğinde Süveyş’e gelir, bizimle buluşur temin ederdi.”

Orbay ve Ömer Fevzi, Teşkilat-ı Mahsusa’nın İran-Afganistan seferinde de birlikteydi. Bu gizli seferin heyet başkanı Rauf Bey, kurmay başkanı Binbaşı Ömer Fevzi Bey’di.

Babası da İmam Yahya’yı ikna etmişti

İttihat ve Terakki’den Talat Paşa, Hacı Adil Arda ve Hüseyin Hilmi Paşa’nın çabaları sonucunda, Ömer Fevzi Bey’in babası Mehmet Arif Bey, Şam valiliğini kabul etti. Arif Bey’in Suriye’deki karışıklığı önleyeceği düşünülüyordu. Arif Bey’in gidişi Arap Kulübü’nü sekteye uğrattı. Cemiyet mensupları Arif Bey’i hiç affetmediler.

MISIR’DA NÜFUZU VARDI

Arif Bey, daha önce, Hudeyde Mutasarrıf Vekili olduğu sırada Yemen’de İmam Yahya ile Osmanlı Hükümeti arasındaki soğukluğu gidermiş, Basra’da Kut’el Amara muhasarasını kaldırtmıştı. Libya’da Sunusi tarikati vasıtasıyla Osmanlı subaylarının komutasında savaşan Arap aşiretleri cephesinin kurulmasında büyük payı vardı. Teşkilat-ı Mahsusa’nın Mısır’daki sevkiyat ve ikmal sorumlusu olan Fevzi bey, babasının Mısır’daki nüfuzundan yararlanmıştı. Arif Bey’in son eşi, ünlü Paris Elçisi Halil Şe

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: