Ahilik Teşkilatının Kuruluşu

Türkler’in Anadolu’ya Göçü:

Büyük Selçuklu Ímparatorluğu komutanı Alparslan, Malazgirt Zaferi (1071) ile Anadolu kapılarını Türklere açınca, Orta Asya içlerinde ve Maveraünnehir bölgesinde yaşayan Türkler büyük göç dalgaları halinde Anadolu’ya gelmeye başladılar. Bu gelenler arasında, daha önce şehirlerde çesitli sanat ve meslek dallarinda faaliyet gösteren derici, demirci, dokumacı, terzi gibi meslek erbabı kimseler ile ticaret ile uğraşan tüccarlar ve alimler (bilimadamları) de vardı.

Moğolların Anadolu’yu kasıp kavurmaları, Ahilik felsefesinin gelişip yücelmesinde önemli etkenlerden biridir. Moğol siyasi egemenliğinin çökmesi ile ortaya çıkan yeni durumda, organize sosyal birlikleri olarak Ahi Birlikleri, bir kısım siyasi fonksiyonlar yüklenmişlerdir. Bu dönem Anadolu’sunda görülen ulusal öze bağlanma çabaları dolayısıyla, bu birlikler, sosyal alanda kendiliğinden birinci plana geçmişlerdir. Osmanlı merkezi otoritesinin kuruluşu sırasında oluşan devlet kadrolarının, bütününyle Ahi liderleri ve aşiret beylerinden meydana gelmesi bunu gösteriyor. Ahi Birlikleriyle, merkezi siyasi otorite arasında bazan gizli bazan da açıktan açığa bir çatışma söz konusuydu. Bu çatışmaların Ahi Birliklerinin sırf esnaf ve sanatkar birlikleri haline gelmesinden sonra da devam ettiğini söyleyebiliriz. Siyasi otoriteyle ilişkileri yönünden üç aşama gösterirler: 1) Selçuklular dönemi, 2) Anadalu Beylikleri dönerni, 3) Osmanlılar dönemi. Özetle; Ahi Birlikleri, Köse Dağ Savaşı ve onun sonucunda olusan Mogol Felaketinin getirdiği toplumsal, sosyal, siyasal ortamda daha çok gelişme nedeni bulmuştur. Bunlar:

– Ahi Birliklerinin Dini Fonksiyonları

– Ahi Birliklerinin Siyasal Fonksiyonları,

– Ahi Birliklerinin Sosyal Fonksiyonları,

– Ahi Birliklerinin Ekonomik Fonksiyonları,

– Ahi Birliklerinin Milli Fonksiyonlarıdır.

Görülüyor ki, Ahilik, devleti çöküntü ve yıkım zamanlarında içten koruyan, kollayan ikinci bir gizli güçtür. Íçten tutan, koruyan, ayakta tutan payandalarıdır. Gizli,açık bir iç kuvvetler dayanışmasıdır.

Anadolu’da Karşılaşılan Sıkıntılar:

Orta Asya’dan gelen bu esnaf ve sanatkarların Anadolu’dane geçimlerini temin edecek ne işyerleri, ne de başlarını sokacakları bir evleri vardı.Orta Asya içlerinden veya Íran üzerinden Anadolu’ya gelen Türkler çok farklı sosyal yapılara sahiptiler. Uzun yıllardır yerleşik hayat tecrübesine sahip olan şehir halkı ile henüz aşiret değerlerini muhafaza eden yeni gelen göçebe grupların aynı yerde toplandıklarında aralarında mücadele başlıyordu. Yerleşik hayata geçmiş olan bu gruplar arasında inanç yönünden de bir birlik yoktu. Íslam dinini kabul etmelerine karşın aralarında şaman inançlarını bir türlü bırakmayan gruplar diğerleri ile sürekli çatışma halindeydiler.

Anadolu’da yaşayan ve Hristiyan dinini kabul eden çeşitli halk grupları bulunmaktaydı. Bu gruplar arasında da siyasi açıdan bir birlik olmadığı gibi halk da birçok mezheplere bölünmüştü.

Bu çağlarda sanat ve ticaret yerli Bizans halkının adeta tekelinde olup yeni gelen Türk meslektaşlarına hiçbir hayat hakkı tanımıyorlardı. Bu bakımdan Orta Asya’dan gelen esnaf ve sanatkarlar da huzursuzdular. Anadolu’ya gelen Türk halkı kendi aralarinda da sosyal gruplara ayrılmıştı. Birinci grup, yerleşik hayatta alışmış, Íslam dininin kaidelerini kabul etmiş olan devleti yönetenler ve zenginlerden meydana geliyordu. Íkinci grubu ise Íslamiyeti henüz kabul eden fakat aşiret değerlerini ve şaman inançlarını sürdürenler oluşturuyordu.

Türk Sultanları Anadolu’ya gelen aşiretleri şehirlere yerleştirirken onları Íslam-i kaidelere göre yönetmek ve onlara Íslamı öğretmek istiyorlardı. Bunun içinde Arabistan’dan ve Íran’dan ulema getiriliyor, gelen bu ulema arasında halka Íslamı bambaşka tarzda anlatanlar vardı. Oysa Horasan, Maverahünehir’de daha önce kendilerine Íslam dinini öğretenler, dini dar ve sıkı şeriat kaideleri içinde değil, geniş ve yumuşak bir ruh anlayışı içnde anlatmışlardı. Íslam’ı, mutassavvif Türk Dervişleri’nin telkinleri ile öğrenmiş ve kabul etmişlerdi. Bu sebepten islam’ı, Türk inanç sistemine yakın bulan halk islamiyete geçişte pek fazla zorlanmamıştı. Fakat şimdi kendi eski geleneklerine karşi hoşgörüsüz bir tavir takınılmakta, dolayısıyla bundan huzursuzluk duymaktaydılar. Bunun sonucu, bu gruptakiler Devlet’e karşı çatışmacı bir tavır almışlardır; Orta yol bulunana kadar da mücadelelerini ve kavgalarını devam ettirmişlerdir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: