100 Yıl önce Simav Memurları

*Sayın okuyucularım ve hemşehrilerim 29.Mart.2009 Belediye Başkanlığı seçimleri öncesinde benim hangi siyasi partinin ve adayının Başkanlığı kazanacağı yolundaki yorumlarımı merak edenleriniz elbette vardır. Bu satırları yazarken Mecliste yer alan 3 partinin Simav adayları yeni belli olduğu için seçimlerle ilgili ileriki tarihlerde görüşlerimi ve dileklerimi sizlere duyuracağım…Bu başkan adaylarının ekipleri, kadroları hangi isimlerdir, henüz şu an bir bilgim bulunmuyor…
* 29-Aralık-2008 tarihinde SİMAV ADLİYESİNDE bir mahkeme duruşmam vardı…Nasıl ki Simav’da beni daha henüz görmemiş,tanımamış ama beni dava eden avukatlar ve adliyedeki memurların benle ilgili önyargıları bulunduğu haberini İzmir gurbetinde öğrendim. Bende Simav’a mahkeme duruşmama onlarla ilgili ÖNYARGILI geldim…Ve dedim ki Ey Simav Dervişi Alaattin, senin bu mahkeme dosyanın da gideceği yer diğeri gibi Başkent ANKARA ve YARGITAY’dır dedim…Simav Adliyesinde duruşmalar o denli yoğunmuş ki bir sonraki duruşma günüm İKİBUÇUK AY öteye verildi…Beni dava eden avukatlardan da  cezalandıracaklardan da ALLAH razı olsun…
İlçemizin yeni  kaymakamı sayın RIZA DALAN ile henüz tanışmak nasip olmadı…Bir iki ortamda tokalaştık ama o beni henüz yakından bir önceki kaymakamımız kadar tanımıyor…Ancak kendisini tebrik ediyorum…Neden mi…Tesadüfen hükümet konağına bir memur arkadaşa çıktığımda bir de ne göreyim, kaymakamımız makam odası kapılarını değiştirmiş.Daha doğrusu PENCERELİ kapı yaptırmış…Dış koridorda yürürken sayın kaymakamımızın odasını rahatlıkla görebiliyorsunuz…Yani şefaflık söz konusu…Kendisine ilçemiz kaymakamlığı görevinde başarılı hizmetler gerçekleştirmesini dilerim…
***
*2009 yılından 1909 yılına işte Simav’ın 100 yıl önceki manzarası

600 yıllık Osmanlı Türk Devletinin son yıllarında İstanbul’da yayınlanan TANİN Gazetesi yazarı AHMET ŞERİF’in aynı gazetede yayınlanan SİMAV GEZİSİ aşağıda okuyacağınız gibi o günlerin SİMAV görünümünü bize anlatıyor. Derslerle dolu bu gezi yazısının ibretle okunması dileği ile…

***  SİMAV, 5.Ağustos.1909

-Ağustos’un ikisinde pazartesi gecesi saat üçte Sındırgı’dan hareket ettim. YOL OLMAMASI nedeniyle birçok zorluklar çekilerek ertesi gece saat altıda (15 SAAT SONRA) Simav’a varmak mümkün oldu. Bu ilçe merkezi genel görünüşüyle BURSA’nın küçük bir örneği isede, diğer durumları bakımından Osmanlı memleketlerinin en harap, en geri kalmış bir parçasıdır. Zaten sahillerden uzaklaşarak Anadolu’nun içlerine girildikçe haraplık ve yoksulluk artmaktadır.CAHİLLİĞİN koyulaşmakta olduğu sürekli olarak görülmektedir. Buralarda memlektin yuvarlandığı girdağ bütün acılığı ile gözle görülüyor, bu düşüşü hazırlayan nedenler ve etkenler  daha iyi anlaşılıyor.Her şey; idare, uyruklar derin bir gaflet uykusu uyuyor.Yalnız uyumayan bütün varlıkları istila eden bi şey vardır ki, o da CAHİLLİKTİR.
-Hükümet burada da görevini yapmıyor.Yalnız görünüşte bir değişiklik var, yoksa idare yine aynı idare, MEMURLAR YİNE O MEMURLARDIR. Hiç olmazsa vicdanlarına ve topluma karşı görevlerini anlamaları gereken bu MEMUR taslakları yine alışkanlıklarını koruyarak tam bir ağırbaşlılıkla saat 8’de daireleri şereflendiriyorlar ve bir saat laklakiyatla keyiflerini çattıktan sonra büyüleyici kalemlerini mürekkebe batırmak lutfunda bulunuyorlar ve bu ağır ve yavaş çalışma,arada bir bir kaç bir yere gelerek kurulan muhabbet meclislerinin yarattığı neşeyle saat on’a kadar devam ettikten sonra herkes dışarı can atıyor. Bu durum her gün için böyledir. Buralarda, idaredeki değişikliğin yanlız dillere özgürlük ve açıklık vermekten başka hiçbir etkisi yoktur. Taşralardaki memurların başında çalışkan,şiddetli ve kararlı bir hükümet bulunmadıkça bu durumun değişmesi de mümkün değildir. Fakat şu da önemli dikkate alınmalıdır ki, şikayet ettiğim bu memurlarda vardır. Sözgelişi Simav Polis memuru;  altmışbeş-yetmişlik bir kimsedir. Otuz seneden fazla polislik yapmıştır. Bu memur kaderinin yardımı ile üç yüzkuruş aylığa sahip olmuş…İlçenin polisi,savcısı o’dur. Yasanın hükümlerini koruyacak, toplumun hakkını savunacak, memleketin asayişinin düzenine dikkat edecek o’dur. Her posta ile uzun, derhal uygulanması istenen bir çok emirler bu memura bildiriliyor. Aslında bu emirleri gönderenlerde, bu emirlerin yüzde sekseninin masa gözlerinde,paketlerde unutulmaya mahkum olduğunu bilirler, fakat bu bilgi, her posta ile yığın yığın parlak,şiddretli bir dille yazılmış emirlerin gelmesine engel değildir…

-Evet yetmiş senenin yorgunluğu altında beli bükülmüş bu polis bir memur; en önemli görevler ve üç yüz kuruş aylık! Hele bir suçüstü olayı olsun,işin hoş tarafı işte o zaman başlıyor. Soruşturmayla görevli memurlar suç yerine gidecekler, fakat para yok… Mal müdürü havele olmadığı gibi, bir para veremeyeceğini kesin bir ifade ile söylüyor…Artık daireler ve memurlar arasında bir tartışmadır başlıyor, bir iki gün devam ediyor.Sonra gerekli masrafların köyden alınması uygun görülerek hareket ediliyor. Oysa ki geçen birkaç gün, suçun durumunu bozmuş, araştırmayı engellemiştir. İşte hakkın korunması, adaletin dağıtım şekli…

(Sayın Okuyucularım 2006 yılı temmuz ayında Simav Yeni Mahalle’deki kimsenin oturmadığı evimi hırsız ya da hırsızlar soydu haberi verildi telefonla. O sıra Ankara’da idim. Sayın eski kaymakamımız Günay Özdemir’i telefonla arayıp polisin evime gitmesini sağladım…Sağladım ama ne parmak izi alınmış ne de hırsızlık takibatı yapılabilmiştir…Simav Polis Karakolunda müracatım hala faili meçhul edilmediyse duruyordur…Yalnız bu olayda ihbarı geçiktirenlerin hatası sözkonusudur…)

Diğer bir perde ; ORMANLAR… Simav ilçesi sınırları içinde aşağı yukarı etrafı on dört saat süren AK DAĞ, uzunluğu on dört saat süren EĞRİGÖZ DAĞI, etrafı beş saat süren GÖLCÜK DAĞI, yedi saat uzunluğunda SİMAV DAĞI adında dört büyük orman vardır ki, bunların korunması,yangın çıktığında hemen söndürülmesi ve diğer bütün işleri ile görevli iki yüz aylıklı yaya bir orman kolcusudur. Bu MEMUR, bir DEV bile olsa, yine kendisine verilen görevi yerine getirmeye imkan bulamaz, elbette MERKEZ de bunu bilir. En son SİMAV AKDAĞ’ında meydana gelen orman yangını temmuz’un onaltısından ağustos’un ikisine kadar devam etti. Aşağıyukarı ikibin yediyüz dönümlük kısmı ateşin içinde kaldı.Bu yangında yüz elli iki bin iki yüz ağaçtan aşağı yukarı  yetmiş dokuz bin dkuz yüzü tamamıyla yandı…
-İşte hükümetin herhangi bir dairesine gidip o yalancı perdeyi kaldırısanız gözünüze çarpacak olan durum hep böyledir.Ötede ise insanlığından habersiz, gözlerini cehaletin körlüğü bürümüş, en büyük endişesi bir yıllık yiyeceğini hazırlamktan  ibaret, hükümetin yaptığı şeyleri keramet sanan, kanaatkar, bununla birlekte erdemli HALK VAR; Öyle halk ki, yiyecek bulamaz, her halde VERGİSİNİ ÖDEMEYE ÇALIŞIR. Dikkate değer ki, BU İLÇE, vergi toplamasında en çok başarı gösteren merkezlerden birisidir.
-DAĞARDI Nahiyesinde halkın hemen hemen yüde sekseni besinlerini şu yolla hazırlamak zorundadırlar. Mısır koçanlarını taş dibek içinde tokmakla döğüp ufaladıktan sonra fırında kavurular, daha sonra takrar dibekte döğüp kalburla elerler, bu elenmiş buğday büyüklüğündeki tanelri bir miktar arpa ve bozacıların kullandıkları darı ile karıştırarak değirmende öğütürler, bundan meydana gelen unla ekmek yaparlar. Yahut meşe ağaçlarında bulunan,palamut ailesinden pelidleri toplayarak dibekte döğdükten sonra su ile karıştırırlar. Yirmidört saat sonra bunu sıkıştırılar,suyunu alırlar fırında kurutup değirmende öğüttükten sonra un elde ederler…Fakat zavallı köylü bunda da rahat değildir,Köylerde bazı nüfuzlu,sözü geçen zorbaların pençeleri burayada yetişir,köylü bu besini de bulamaz. O zaman kırlarda topladığı otları bir miktar unla karıştırıp kaynatarak bulanık bir su durumunu alan bir çorba ile açlığını gidermeye çalışır…

-BU Fakirlik ve sefaletin sonucunda ölüm olayları da meydana geldiği söylenmektedir. Hatta bundan bir ay kadar önce SİMAV’ın HİSARBEY MAHALLESİNDE bir kadının bir-iki gün evinden çıkmaması ve bir çocuk haykırışı ile öldüğü ve küçük çocuğun da annesinin göğsüne kapanarak memesini emdiği görülür…

Taşraların genel durumu budur. İSTANBUL’da debdebe ve tantana içinde yaşayan devlet adamlarımızın dikkatini ve insafını çekerim. HAYKIRAN bu zavallı millet imdat isteyen iniltisi ne zaman işitilecektir? Memlektin hayatını kaplayan bu müzmin hastalığın tedavisi için süslü koltuklara oturarak,kağıtlar dolusu emirler  imzalamak yetmez, dışarı çıkmalı,hastalığın kaynağını teşhis etmeli ve tedavisinin çarelerini bu şekilde hazırlamalı, yoksa kendi kendimizi aldatmayalım, bu gün İSTANBUL’un dışında MEŞRUTİYET yaldızdan başka birşey değildir.Ne hükümet,ne maarif(Milli Eğitim), ne de ADALET, hiç bir şey yok…Evet kendimizi aldatmayalım ki memleket korkunç bir uçuruma doğru koşuyor.

Değerli okuyucularım ve hemşehrilerim, yukarıdaki Osmanlıca’dan çeviri yazıyı sahibi olduğum ve İzmir’den yayınladığım ‘BİZİM SİMAV’ Dergisinin Temmuz 1992 tarihli 4.sayısında yayınlamıştım…Şimdi bu günümüzden 100 yıl öncesinin SİMAV’ını yansıtan 5.Ağustos.1909 tarihli Osmanlı Yazarı AHMET ŞERİF’in makalesinden çok az bölümünü keserek sizlerin beğenisine sundum…Günümüzle karşılaştırma yapabilmeniz açısından bir fikir sahibi olmanız dileği ile SAĞLICAKLAKALIN…

‘BİLMEYENLER NE BİLİR BİZİ,BİLENLERE SELAM OLSUN’  -Yunus Emre-

-6-Şubat-2009 İzmir

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: