Araç Muayene Hizmet mi ? Hezimet mi ?

Mayıs 25, 2009

825Son aylarda internet sitelerinde arac muayene istasyonlari hakkinda haberler yer almakda. Ben bu haberleri okudukca sevinmem mi lazim uzulmem mi lazim bilemiyorum .

Dort yil once aracimi satmadan 97 model bir arac aldim. Bir ay sonra iki aracinda arac muyene istasyonuna gitme zamani geldi. Hollanda’da arac muayene istasyonlarina ( AKP ) diyorlar. Araclarin muyene edilme tarihine ortalama 1,5 – 2 ay kala ilgili mudurlukten eve yazi geliyor. “Şu tarihde aracinizin muyenesini yaptirin. Yaptirmadan kullanmayin. Kullanirken yakalanirsaniz ceza alirsiniz” AKP istasyonlari cok oldugu icin hangi firmadan hangi ozel kisilere aracinizin muyenesini yaptiracaksaniz randevuyu alirsiniz . Yazının devamını oku »


Sn. Gürırmak'a Yapılan Haksızlık

Mayıs 23, 2009

Bu yıl Simav’ın fethinin 682. yıldönümüdür.Simav’ı fetheden komutan İran İlhanlı Devleti Komutanlarından TOKA TİMUROĞLU BABUK HAN’dır.Babukhan’ın vakfettiği Simav Ulu Camii ki yarım yamalak tamir ettirilmiş olup ilçemiz Simav’ın en eski yapısıdır.

1983 yılından 1988 yılına kadar Simav’ın tarihi ve kültürü ile ilgili bilgi ve belgeleri topladığım sarı kaplı dosyamı 1989 yılı Şubat ayında “Tarihte Simav” başlığı ile kitap olarak yayınlamıştım.  Kitabın kapağında mor zemin üzerine sarı renkte kendi çizdiğim “SİMAV ZEYBEĞİ” motifi yer alırken, çevresinde de 24 Oğuz boyunun damgalarına yer vermiştim.

1970’li ve 1980’li yıllarda tek kanal ve siyah beyaz TRT televizyonunun her yılın 29 Mayıs günü İSTANBUL’UN FETHİNİ anlatan programlarına bakarak “yahu bizim Simav’ın fethini neden bilmeyiz ve neden her memleket kendi fetih gününü kutlamaz da İstanbul’un Fethini tekrar tekrar kutlar şeklinde kendi kendime sorardım.

simavfatihiİşte tam 20 yıl önce 28 yaşında iken bastırmayı başardığım “Tarihte Simav” isimli kitap çalışmamda Simav’ın Fethini Germiyanoğlu Çağa Şan Mehmet Bey’in 6 Mayıs 1327 tarihinde gerçekleştirdiğini o zamanlar edindiğim kaynak kitaplara göre yazmıştım.

Ve bakınız, 20 yıl önce bastırdığım “Tarihte Simav” isimli kitabımın birinci sayfasında şu ibareleri yazmışım: “Bu kitap Simav’ın 662. Fetih ve 67. Kurtuluş Günleri anısına Sarı ve Mor Zeybeklere armağandır.”

Evet, geçtiğimiz 8-9 Mayıs 2009 tarihlerinde Simav’da yapılan 2. Yaren Çalıştay’ına Simav Yarenleri beni davet etmedikleri gibi, 1999 yılında yayınlanan “Simav’da Yaren Geleneği” isimli kitabımdan dolayı Ankara’da mahkeme kapılarında dört yılımı ziyan eden profesörü bu sempozyumda oturum başkanı olarak dinlediler. Doğru ya…halkın kültürünü halkın içinden yetişen ne bilecek!…Simav yarenciliğini yazıp çizmek için illa ki profesör olmak gerekiyor.  Vay benim Simav tarihi ve kültürü için harcadığım 26 yılıma.

1983 yılında İzmir Ege Telgraf Gazetesi’nde profesyonel gazeteciliğe başladığımda basın kartımdaki vesikalık resmime bakıyorum da saçlarım kulaklarımı örtmekte ve siyah beyaz bir fotoğraf görüyorum.  Şimdi, İzmir Haber Ekspres Gazetesi’nde çalışırken taşıdığım ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Basın-Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün “Sen gazetecisin, al bu kimliği taşı” dediği basın kartımda renkli çekilmiş resmim var…Hey gidi meslek, 26 yıl geçmiş.

26 yıl Simav Yarenlerini gazetelere, sonra televizyon programlarına taşı, sonra Eynal Kaplıcaları için gazetelerde Evliya Çelebi’den referanslı kaplıca diye manşetler attır…Sonra, ünlü gazeteci ve TV programcısı Savaş Ay’ın Ataol Behramoğlu ve Güler Kazmacı gibi ustaların yanında canlı programda kendi yazdığım “Yaren Tepeleri” şiirini Flash TV’de bağıra bağıra oku (2002 yılı)…

Bütün bu mesailerimin mükafatı böyle mi sonuçlanacaktı?

Efendim, Cumhuriyet Gazetesi’nde Işık Kansu kendi köşesinde şöyle yazmış: “Gazeteci kimdir?  Gazeteci bir bilen değildir.  Gazeteci öğrenendir. Algılayıp aktarandır.  Gazeteci, kuşkulanandır.  Kuşkuları araştıran, edindiği bilgileri bütünleştirip aktarandır.  Gazeteci sezendir.  Sezip irdeleyen, yorumlayıp aktarandır.”

Evet hemşehrilerim ve okuyucularım. Benim 26 yıldır yaptığımın özeti yukarıdaki satırlar gibidir. Geçen 29 Mart Belediye Başkanlığı seçimlerinden önce, Simav’da ilk kez oy kullanacak genç hemşehrilerim ile kararsız seçmenler telefonla beni aradılar.”Alaattin Ağabey, dört tane başkan adayı var, hangisine oy verelim?” diye sordular.  Ben de “meclis üyeleri açıklandığında kime oy atabileceğinizi söyleyebilirim” dedim.  Adaylar meclis üyelerini açıkladılar. Telefonla beni arayan yaklaşık olarak 100 hemşehrime şu görüşümü aktardım: “Simav’da ezilenler ve hakkı yenenler CHP’li Dr. Dursun Uzun’a oy versin…Simav’da Başkan dediğin tek adamlığa oynamamalı, meclis üyeleri ile yetkisini paylaşmalı ve ekip çalışması ile memleketi yönetmelidir görüşünde olanlar DP adayı Kasım Karahan’a oy versin”

Ayrıca, her iki adayımızı meclis üyelerini belirlemeden önce İzmir’den telefonla arayıp meclis üyesi arkdaşlarını iyi donanımlı  hemşehrilerimizden seçmesini tavsiye etmiştim.

Evet yukarıda ne dedik? “Gazeteci sezendir.  Sezip irdeleyen, yorumlayıp aktarandır.” 29 Mart 2009 Seçimlerinde çoğu hemşehrimizin üçüncü sıraya koyduğu adayımız Kasım Karahan az farkla Belediye Başkanı oldu. Yine CHP’li Dr. Dursun Uzun ise CHP’nin Simav’daki bir önceki seçime göre oyunu en az 1500 kişi arttırdı.

Bu yıl Simav’ın fethinin 682. yıldönümüdür.  Simav’ı fetheden komutan Toka Timuroğlu Babukhan’dır.  Babukhan önce Doğu Anadolu’da kurulan Eretna Beyliği, sonra Karaman Beyliği, en son olarak da Germiyan Beyliği’ne yedi oymağı ve 30 bin askeri ile hizmet etmiştir.

Babukhan’ın vakfettiği Simav Ulu Camii ki yarım yamalak tamir ettirilmiş olup, ilçemiz Simav’ın en eski anıtsal yapısıdır. Yine Babukhan’ın yaptırdığı Ulu Camii’nin yanıbaşındaki beylikler dönemi vakıf kayıtlarında Babuk Bey Hamamı (Yukarı Hamam) geçen sene bağıra bağıra yıkılmış ve tarihin derinliklerine yollanmıştır…Siyasetçilerimiz sağolsunlar, onlar en iyisini yaparlar!…Yine Simav Fatihi Babukhan’ın yaptırdığı Simav-Naşa yolu sağındaki Dokuz Göz Köprüsü 1866 yılındaki aşırı yağışlar ve Simav Gölü’nün taşmasıyla milli toprak altında kalmıştır.  2004 yılında Belediyemiz kepçeleriyle ortaya çıkarıldı ama her nedense korunamıyor.  Bu nadide eser her geçen gün “hazine avcılarının” kazmaları ile tahrip edilip tarihin dipsiz derinliklerine doğru yol veriliyor.

Simav Fatihi Babukhan, Germiyan Beyliği Komutanlığı sırasında (1304-1365) Simav ve Emet ilçelerini fethetmiş ve birer Ulu Camii hatıra bırakmıştır. Simav Ulu Camii’nin ismi Babik Bey Vakfı maalesef Namık Bey olarak değiştirilmiş olup, camiinin batısındaki cadde ismi de Namık Bey olarak yanlış yazılmaktadır.

İsmi Simav’da kaybolan yada silinmek istenilen Babukhan’ın yerine geçen oğlu Esen Bey’in ismi kaderin bir cilvesi olarak 1980’li yıllarda imara açılan Edek mevkiindeki mahalleye verilmiştir…ESENEVLER…Babukhan unutulmuş ama oğlunun ismi Simav’da bir daha silinmemek üzere geri gelmiştir.

12.05.2009 – İZMİR -

Alaattin Gürırmak


Partileri Tutanlar ve Takım Taraftarları

Mayıs 23, 2009

Takimlarda taraftarlar takimin kotu gunundede yaninda olarak takimina destek olurlar partilerde isi genelde vatandas evinin kosesinden kendisne Yapilan zulmu seyreder olmasi muhtemel olaylara tepkisiz kalir ! Herkeze sokaga cikinda kanunsuz sekilde gosteri yapin demiyorum ama birileri nasil birseyleri savunmak adina sokaga dokuluyorsa bizlerde kanunlar cercevesinde kimin yaninda oldugumuzu gosterelim .Ben futbol takimi tutmam kim guzel oynarsa o kazansin derim hertakimin kacirdigi guzelim pozisyonlara acirim bazen gittigim yerlerde sorarlar neden takim tutmuyorsun cunki ikiside benim insanimin oynadigi futbol hangi takim yenilirse ulkede deyisen birsey olmaz vatandasin cebinden ekstra vergi cikmaz diger takim yenerse yine deyisen birsey olmaz vatandasin cebinden ne para cikar ne para girer peki niye kendimi uzeyim bosu bosuna nefesimi tuketeyim ? bosu bosuna kafami yorayim ? birileri para kazanacak hammalligini ben mi yapacagim ? onlarin borazanciliginimi yapacagim ?

ziyaettintokyaypartileritut

Amma Milli mac oldumu akan sular durur amac Turkiyenin sesini duyuracagi baska bir alan ve genelde genc nesillere iste o zaman nefesimide harcarim kafamida yorarim sonucta Turkiye ve turk insani var hele hele Milli maclarda ben adeta devlesirim Avrupaya milli takim geldimi desdeklemek icin her yere giderim 3 cune 5 sine bakmam Milli olan seylerde dini olan seylerde hassasiyetim deyisir

Birde yurt disindan alinan futbolculara odenen paralara aciyorum turk inasinin yeteneklerinin kapatilmak istendigine inaniyorum hazir ulkemde yetistirilip baska ulkelere futbolcu satacagimiza biz baska ulkelerden futbolcu alip dunyanin parasini oduyoruz .

Peki futbolcuyu hangi sahalarda yetistirecegiz ? 200 bin nufuslu bulundugum sehirde 100 tane top sahasi vardir biz olsak ne yapariz hemen parseller apartman dikeriz deyilmi ? ortalama 80 yildir duzenli bir imar planimiz yok ve hala eyni sekilde devam ediyoruz

Arzu hanim Basbakanin futbol takimin direktoruna veya baskanina sormasina gerek yok eger takimla ulkeyi ayni teraziye koyarsak hata yapariz,ki nasil hata kimse takimin direktorune hangi futbolcuyu hangi tarfta oynatacagina kimi cikarip kimi sokacagina antermana sabahmi aksammi cikacagina kimse karismaz ama Turkiye gibi ulkelerde onu yapamazsin sunu yapamazsin sunlari hic deyistiremezsin diye her kafadan bir ses cikar olmadi senin iktidara geldiginden beri havalar yagisli gidiyor diye adami idam ederler yagisli gitse suclusunuz gunesli gitse suclusunuz eger birileri sizi suclamaya kafayi koymussa bundan kurtulusyok hukumete destek olan muhalefete,de suc cikarilir neden destek olursun suclusun olmazsin suclusun hele oyle bir ana muhalefet varki evlere senlik yillardan beri elinden bir is gelmez yapanada karsi cikar niye ? yilladir bos oturdugu meydana cikacak diye cunki buraya genelde birikenler ulkeye hizmet icin deyil kostek icin cikarlar yapamazlar cunku bilmez yaptirmazlar cunku milleti adam yerine koymazlar baltutan parmagini yalar hesabi bunlar parmagini deyil cok yalamak icin kolunu oldugu gibi bala bulastirirlarki cok yalasinlar diye ellerinden gelse kendilerini balin icine atip esine dostuna yalatacaklar .

Burada amacim Basbakan Erdogani savunmak deyil ONUN SAHSINDA demokrasiyi savunmak hani derler ya mahkeme kadiya mulk olmazmis Millet istemedigi zaman bu partiyi kapatir birilerinin kendisini milletin yerine koymaya calismasi millet iradesini demokrasiyi kendi anlayisina yorumlamasi yonlendirmeye calismasi .Eger suan ulkemde isi olmayana 500 ytl ucret verseler 850 ytl asgari ucret olsa insanimin yasam standardi gelismis avrupa ulkelerindeki seviyede olsa vallayi bu kadar uzulmem. Sorun isi asi olmayaninin kendisine yapilan zulmu haksizligi savunan insanlara desdek olmasi .

Mutlu Gunler sizlerin olsun

http://www.ziyaettintokyay.com


Simav Ulucamii Mihrabındaki Ayyıldız Kabartmalar Nerede

Mayıs 12, 2009

gurirmak1Bir süredir Vakıflar Genel Müdürlüğünce onarımı ihale edilerek tamir gören 3 tarihi taş camimiz belkide ilk defa aslına uygun bir şekilde onarım görüyorlar.

Bir süredir Vakıflar Genel Müdürlüğünce onarımı ihale edilerek tamir gören 3 tarihi taş camimiz belkide ilk defa aslına uygun bir şekilde onarım görüyorlar. Simav-Merkezdeki bu camilerimiz SİMAV BABİK BEY (ULU) CAMİİ -Yapımı 1425 yılından önce, ÜZÜM PAZARI CAMİİ-yapımı 1670 ve ŞEYH BEDRETTİN CAMİİ-yapımı 1829 yılı (Onarım yılı olabilir)….İşte bu camilerimizin aslına uygun tamiri için karar verenlerden, vesile olanlardan Allah razı olsun…

Müftülüğümüzün tam karşısında olan Üzüm Pazarı camii Türkiye’de KABE ölçülerinde ender yapılan kare planlı camilerimizdendir…Evliya Çelebinin 1671 yılındaki seyahatnamsindeki kayıta göre 1670 yılı yapımıdır…1966 senesinde son cemaat bölümü eklenmiş ve üzerinede UYDURUKTAN TEMELSİZ BİR MİNARE konulmuştur…Geçen yıl onarımı bitirilen bu camimizin 1966 yılında yapılan ve estetiği olmayan eklerinden kurtarılarak ilk yapıldığı 1670 yılı mimarisine tekrar kavuştulmuştur…Hisartepe eteğindeki Şeyh Bedrettin Camiininde onarımı bitirildi.Ahşaptan olan bu camimizin tabelasında yapımı yılı 1829 yılı yazılıysada büyük bir ihtimalle ONARIM YILI tarihi olmalıdır…Ünlü Şeyh Bedrettin 1358-1420 Tarihlerinde yaşamıştır…Bu camiide o yıllara kadar yapım yılı götürülebilir.Ancak onarımlarla ilk özelliklerini kaybettiği ortadadır.

Gelelim bütün SİMAV İLÇESİ’nin en eski en kıdemli camiisi ULU CAMİMİZE,,,Camimiz ilk Simav’ın yerleşim yerlerinden Harmancık=(CUMA) Mahallesinde görkemli bir mevkide inşa edilidir. 1966 yılında basılan İŞTE SİMAV kitabının 38’inci sayfasında Namık bey cami sahibi Süleyman Çavuş’tur. Yapımı 1542 yılına rastlamaktadır..Bolvadin Yörükleri tarafından yapıldığı söylenmektedir.Çevresi Fundalık olduğundan yaşlı Simavlılar FINDIKLI CAMİİ’de demektedir. Geniş bahçesinde bulunan havuz 1933’te yapılmıştır.Caminin vakfı iken yanındaki hamam 1947 senesinde BELEDİYE tarafından alınmıştır kaydı yazılıdır…Son bilgilerime göre bu metne ek yapayım…Kapısındaki kitabesinde 1551 yılında yapılmıştır yazılıdır.Sahibi denilen Süleyman Çavuş yaptıran değil, o tarihte onarandır. Süleyman Çavuş’un komşu Şaphane Koca Seyfullah Camiisini yaptıran Koca Seyfullah gibi ünlü MİMAR SİNAN’ın kalfalarından olduğunu sanıyorum…

Değerli okuyucularım ve hemşehrilerim ULU Camimiz ve Külliyesi (Kampüsü) olan HAN’ı ve HAMAM’ı ile ilgili başlı başına bir kitap yazılabilir. Camiinin HAN’ı geçen yüzyılda ortadan kalktığı bilgisine sahibiz.ARSASINDA bugün 1966 yılında yapılan FATİH İLKÖĞRETİM OKULU binası yer alıyor…Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde BABUK BEY HAMAMI olarak geçen yapı ise (2007 YILINDA) geçtiğimiz aylarda SONSUZLUĞA GÖNDERİLMEK ÜZERE yıktırılmıştır. Elbette bu hamamımız ilk yapıldığı özelliklerinde değildi.. Ama Beylikler dönemi mimarisinde idi…İçinde çok yıkandım…hatıralarımız var…kapısındaki tabelada ilk tamiri 1948 ikinci tamiri 1991 YILI yazılıydı..Bu hamamı 27.Nisan.1989 Tarihinde gezen, fotoğraflayan üniversite hocası Ali Osman Uysal’ın 2006 yılında basılan GERMİYANOĞULLARI BEYLİĞİNİN MİMARİ ESELERİ isimli kitabında plan grafikleriyle birlikte anlatımı var…Ben birşey yazmıyorum. Siyasetçilerimiz daha iyi bilir ve yaparlar…Bir ÖZ SİMAVLI olarak bu hocamıza bu eserinden ötürü teşekkür ediyorum…Bu gün 18.Mart Üniversitesinde öğretim görevlisi olan A.Osman UYSAL hocamızın bu adını yazdığım eserinde SİMAV ULU CAMİSİNİN tarihlemesini yani yapım yılının 1425’ten önce yapılmış olabileceğini kayıt düşmüş…Kapı kitabesindeki 1551 yılının onarım yılı olarak belirtmiş…Sonra caminin 1953 yılında esaslı bir onarımdan geçtiğini belirtmiş…Sonra Evliya Çelebinin gördüğü minarenin şimdiki minare olmadığını depremlerle yılılıp takrarı olabileceğini dikkat çekerek kuzey ön cephesindeki duvardaki kavisli 5 bölüm çizgisinin 5 kubbeli son cemaat yeri olması gerektiğini yazmış…sonra…BU SİMAV ULU CAMİSİ ki bence 1350 ile 1400 Yılları arasında yapılmış olabilir.Çünkü Vakıf kayıtlarında yaptıranı BABİK=BABUK bey bu senelerde yaşadığı biliniyor..Neyse camimizin çok önemli bir özelliğini A.Osman Uysal hocamızın kitabında yazdığına göre 1447 yılı yapımlı EDİRNE ÜÇ ŞEREFELİ CAMİİ ile 1489 Yılı yapımlı MANİSA HATUNİYE CAMİİ planlarına benzemekte belkide ÖRNEK olmuştur demiş…

Değerli hocamız 1989 nisan ayında gezdiği Simav ulu camimizin MİHRABI’nı (hocanın namaz kıldığı yer) şöyle görüp yazmış; “Basit bir nişten ibaret olan Mihrap,üçtarafından yeşil boya ile meydana getirilmiş geniş bir bordürle kuşatılmıştır.Nişin üstündeki kızılkahverengi kartuşun yüzeyine ‘ KUL VE CEHELE ŞATIRÜ’L- MESCİD’İL MİHRAB’ bunun yukarısında, yeşil renkli boya üzerinde beyaz yaprak desenleriyle meydana getirilmiş çerçevenin içinde ise ‘BİSMİLLARAHİRAHMANİRAHİM’ yazılmıştır. Kenar köşelerinde AY YILDIZ ,20.yüzyıl başlarında eklektik uslübunda çok sevilen ve her türlü yapıda sıkça kullanılan bir motiftir.Aynı motif kütüphane binasında (1903 yılı) kapının kemer konsullarında karşımıza çıkmaktadır ” demiş…
Sayın okuyucularım yukarıdaki MİHRAB tarifine bu camimizde Cuma namazları kılarken defalarca bakmışımdır…Bence AY YILDIZ motifleri 100 yıldır değil sanki caminin ilk yapıldığı yıllardan gibidir…Bu Ay yıldızlar mihrabın sağı ve solunda hafif kabartma halinde yapılıydı…Bu ay yıldızlar yani bayrağımızdaki gibi beni çok etkilemiştir. Hatta son gördüğümde yıldızlardan birinin bir ucu-köşesi kopuktu…Evet sanıyorum 5 yada 6 sene önce BU MİHRAP VE AY YILDILARIN üzeri KÜTAHYA ÇİNİLERİYLE KOMPLE KAPATILMIŞTIR….Son yıllarda camilerimize hazır KÜTAHYA çini hazır mihrapları yapılmaktada camilerin ilk yapılan mihrapları yok edilip ortadan kaldırılmaktadır…Peki Kütahya çinileri sanatsalmıdır heyhat hepsi de fabrikasyon ucuz işçilik olup sanatsal değerleri yoktur…Hem biz SİMAVLILAR kütahyalılar gibi ÇİNİCİ değiliz….ÇİNİ onların olsun….BİZ HALICIYIZ….16.YÜZYIL OSMANLI SARAY HALILARI SİMAV’da dokunuyordu…Kütahya merkezde değil….Mihraplarımıza Simav halısının örnekleri çizilmeli kendi ilçemizin kültürünü yansıtmalıyız derim…

* AY YILDIZ SİMGESİ, TEK TANRI’YA İŞARET*
Bayrağımız bu günkü son şekli 29.Mayı.1936 tarih ve 2994 sayılı Türk Bayrağı kanunu ile belirlenmiş.Bu şekille ilgili en eski belge 27.Haziran.1793 tarihlidir. Ama bu ay ve yıldız (ya da yıldıza benzer Güneş şekli) 6.asırda Orta Asya’da kurulan GÖKTÜRK devletinden beri Türklerce kullanıldığı söyleniyor… ‘B Harfinin on bin yıllık hikayesi’ kitabının yazarı Doğan Erçetin’in araştırmalarına göre ‘TÜRKLER hep tek tanrıya inanmışlar. Eski Türk çağlarının OM tamgası, Arapça “NUN” harfininde kaynağımış. Bu om ve nun harfi çizimleri TÜRK BAYRAĞINDAKİ AY YILDIZ’ında kökeniymiş. Bu yoruma göre Türk Bayrağındaki AY YILDIZ Gök Tanrı’nın TAMGASI=DAMGASI=İŞARETİ olmakta olup “ALLAH” şeklinde okunması gereken bir resim tamgası/Harfidir. Tarih boyunca Türk Milletine “TANRININ ASKERLERİ” denilmesinin kökeninde yatan etkenlerden biriymiş bu damga-harf…..İlginç bir rastlantımıdır nedir…Simav Ulu Camisi Germiyan Beyliği Komutanlarından BABİK=BABUK HAN isimli kişininde adı Orta Asya Moğol TÜRKÇESİ anlamı BA= TANRI, BİK= BEY’İ anlamına denk düşüyor…Camimizi yaptıran BABİK=BABUK isimleri ‘ TANRI’NIN BEY’İ, TANRI’NIN VEKİLİ tercüme edebiliyoruz…Yine bu kitabın 80’inci sayfasında “BA” = EN YÜCE yani Tanrı,Allah anlamlarındaymış…Tabiiki BİG=BUK da BEY anlamlarının o çağda söyleniş halidir…BABİK BEY’in Komşu EMET ilçe merkezinde de ismini taşıyan camisi bulunuyor..Germiyan Beyliği FETİH komutanlarından olan BABUK HAN’ın kabri BU GÜN KAYSERİ’nin Yanıkoğlan Mahallesindeki ZAVİYESİNİN BAHÇESİNDE gömülü olduğunu öğrendik…

ULU CAMİMİZİ onaranlardan ricam şu….nasıl ki Üzümpazarı Camimizin 1966 yılında yapılmış son cemaat bölümünü ve temelsiz uyduruk minaresini yıkıp ilk yapım dönemine getirdiniz…..BU CAMİMİZİNDE İLK HALİ görünümüne kavuşturmanınızı bekleriz….MİHRABTAKİ AY YILDIZLARIMIZI GERİYE KOYUNUZ…ÇÜNKÜ ATALARIMIZIN bize emanetidir…….Üstüne yapılan Kütahya çinilerini söküp ,kazıyınız….KABARTMA AY YILDIZLARIMIZI kazımışlarsa yukarıda fotoğraflarını takdim ediyorum…Lütfen benzerini yapınız……TÜRK BAYRAĞININ AY YILDIZI CAMİMİZİN MİHRABINDAN SİLİNEMEZ… SİLİNMEMELİ…

“BİLMEYENLER NE BİLSİN BİZİ, BİLENLERE SELAM OLSUN” -yunus emre-

SAYGI VE SELAMLARIMLA…..23-MAYIS-2008-İZMİR


Bu Helvayı Kim Yapacak?

Mayıs 10, 2009

f2_2_helva_karilmasi

Bilenler vardır, Gediz ile Simav arasında yarı değerli bir tas madeni var. Nerdeyse 20 yıla yakin bir zamandır bu madenin peşindeyim. Bu maden 100 yıl önce çalıştırılmış islenip ve islenmeden katırlar ve develerle İstanbul’a taşınmış. Ve buradan başkalarına satılmış ve Ülke ekonomisine katkı sağlamış. Ayni taş dünyada benzerlerinden çok kıymetli. Değerli bir tas ve bu madenin en büyüğü bugün Londra’da Müzesinde bulunmakta ve üzerinde madenin çıktığı yer yazılmakta. Yine ülkemizde doğu ana doluda bulunan çok değerli bir tas mevcuttur, nerdeyse altından daha değerli.

Bizim madenimizi geçmişte çok kişiler çalıştırmak için bas vurmuşlar. Birşeyler yapmağa çalışmışlar ama muvaffak olamamışlar. Yakın köylüler burası için devletten kredi aldılar. Burada göstermelik faaliyette bulundular ama alınan kredileri başka yerlerde kullandılar diyorlar. Madalyonun diğer yüzü ise, tas kıymetli, işverene çalışan kişi taşı bulduğunda bir yere saklıyor, sonra kimse yokken taşı alıp tefecilere satıyor. Bu bilinen gerçek ve benim başıma da gelmiş bir durum. Yani bu maden herkesin kolayca çalıştıracağı bir iş değil. Her yönden emek, sabır, güven ve yeni fikirler üretilmeden çalıştırılacak maden değil. Yıllardan beri maden yasası diye diye benim ve bazı yazarların dilinde tüy bitti ama bir turlu istenilen şekilde maden yasası çıkmadı ve çıkaramadılar.

İlk önce rahmetli Bülent Ecevit zamanında yasa çıkmıştı. Yasayı yetersiz buldum ve sonra AKP hükümeti yeni bir değişiklik yaptı. Yine yeterli değil, peki neden ? Bir maden sahasını neden aramak için kiralıyorsunuz ? Maden var derseniz, statü hemen değişiyor ama her iki taraf da madenin var olduğunu biliyor. Bu bilmezlik numarası kime karşı yapıyor?

Sonra ayni kanunla, ayni yeri istediğiniz kadar tutuyorsunuz. Devlet yeri kiralayana bazı haklar vermiş. Güzel ama denetleme yok! Bu adam burada ne yapıyor? Çalışıyor mu? Çalıştırıyor mu? Arayan soran yok, olsa zaten bir kişinin üzerinde bir maden sahası 20 yıldır boş durmaz.

Ayni isimde durması sakıncalıysa bir yakininizin üzerine yaparsınız, yine maden sahasını kapatmış olursunuz.

Burada kişiler mi önemli, yoksa bölge halkı mı önemli ? Bir yer 5 yıl doğal şartlardan dolayı çalıştıramama gibi sebeplerden, maden sahasını işgal ettirmeye kimin hakki olabilir?

Adi gecen yer için yaklaşık 15 yıl önce müracat etmeye teşebbüs ettim. Önce kendi hemşerim beni soymaya ve kazıklamaya kalktı. Yani Ankaralara gideceksiniz bir yerlerden müsaade alacaksınız, eğer müracaat ettiğiniz maden bir başkasının ilgisini çekerse, size bekle derler, sizde size cevap gelecek diye yıllarca beklersiniz. Konuyu fazla uzatmadan gecen yıl temmuz ayinin ilk haftasında, maden sahasına en yakin yerleşim yerinin Belediye Başkanına telefon ettim, kendiside Kütahya’ya düğüne gelecekmiş ve bu vesileyle görüştük. Maden sahası hakkında en ufak bilgisi yok, o yörenin kaderini değiştirecek maden sizin alanınızda olacak ama bilginiz olmayacak! Sayın Milletvekilimiz İsmail Hakkı Biçer beyi aradım kendileri Simav’daymış. “Ben Simav’a geleyim, beraber madene gidelim, olayı yerinde inceleyelim” dedim. “Hiç gerek yok” dedi. Cuma öğlenleyin azot tesislerinde olan düğüne gelecekmiş o zaman görüselim dedi, okey dedim. Cuma günü ( Cumartesi ) olabilir tekrar telefon ettim buraya gel görüselim deyince düğün salonunda gürültüden konuşamayız kaldığım yerin kendisine çok yakin olduğunu ayriyeten yanımda madenlerden anlayan bir başkasının da olduğunu yanımızda madenlerin olduğunu ve kendilerinin geleceği için hazırlık yaptığımızı söyledim. Kendisi bu randevuyu haftaya bırakmamızı ve gelecek hafta Ankara dönüşü görüşebileceğimizi söyledi. Saat 11 de aramamı ve hatırlatmamı ikaz etti. Bir hafta sonra saat 11 de telefon ettim, yoldayız dedi 1,5 saat sonra aradım bir köydeyiz dedi, tekrar bir saat sonra aradım, ben seni ararım dedi ve o gün boyunca ve daha sonraki günlerde de aramadı.

Şimdi işsizlik bütün dünyanın sorunu. İki ülke hariç, onlara da ülke denirse ama gelişmiş ülkeler işsiz kalan vatandaşları hakkında nasıl işlem yapıyorsa biz de öyle yapalım. İşsizlere sosyal ödenek verelim (belirli düzenlemelerden) Bizim ülkemizde Muhalefet fikir üretmez, üretemez çünkü iktidara gelince yapamaz oturduğu yerden hükümet olmayı bekler. Bir iki donem sonra millet hükümetten aradığını bulamaz, beklentisi boş çıkar ve secim zamanı ağzı laf yapan muhalefet iktidar olur ve bu devran böyle döner.

Sonra bu ülkede kimlerle nasıl, hangi anlayışla mantıkla düşünceyle işsizliği önleriz? Birileri gelsin, yatırım yapsın ama kimler? Sonra ülkemizde işsizlikten yakınırız ama adım atması gerekenler gereken adimi atmayınca bu işsizlik nasıl çözülür? İktidara gelebilirse ana muhalefet mi yoksa yavru muhalefet mi çözecek? İşsizliği nasıl önleyeceklerini söyledikten sonra millet onları iktidara getirse olmaz mı? Simav Muhtarlar Derneği Başkanı Raif beyin kulakları çınlasın evet bu yazıyı yazmak için çok bekledim. Herhalde birilerinin söyleyecek bir sözü vardır umarım.

Bu yazıları okuduktan sonra. Hani her zaman diyorlar ülkede un şeker ve yağ var ama helva yapacak adamı bulamıyoruz. Bulsaydık bugün işsizlik sorunu sorununu konu etmezdik ya? Ücret artışlarının nasıl yapılmasını gerektiğini yazardık yoksa yanılıyor muyum?

Ziyaettin Tokyay

http://www.ziyaettintokyay.com

Editörün Notu:

Simavımız tarih boyu  çok büyük değerlere ev sahipliği yapmış. Dini, siyasi ve askeri değerleri yetiştirmiş sonra da ülkesinin hizmetine sunmuş. Simavlilar.com ekibi ise sizleri bu değerlerle buluşturmak için kurulmuştur. Son olarak bu yeni köşeden, Simav Mütefekkirleri köşesinden, Simav’ın yetiştirdiği değerli insanların yazılarını, özdeyişlerini yayınlamaya başlıyoruz.

Burada yayınladığımız yazılardan bazıları fikir olarak size uymayabilir. Hatta bu düşünceleri tasvip bile etmeyebilirsinz. Ama şunu unutmayalım: Her çiçeğin kendine özgü bir kokusu vardır;  ve farklılıklar düşmanlık için değil kaynaşmak içindir.

Bu anlayıştan yola çıktık. Ve şu karara vardık:  Farklı düşüncelere sahip olsak da bir bütün olduğumuzu cümle aleme göstermek için her fikirden yazarın yazısına sitemizde yer vermeliyiz.

Bizler, Simavlılar olarak burada mütefekkirlerimizin (aydınlarımızın) yazıalrına yorum yapabilir, tartışabilir ve onları eleştrebiliriz. Sadece eleştirirken seviyemizi muhafaza edelim.


Simav Ağzı ve Deyimleri

Nisan 30, 2009

Aa: Ağa, İbiram’a, İbrahim ağa

aa. a’sı: başka, gayrı. Senden aa (senden a’sı) bunu bilen yok mu? Sen­den başka bunu bilen yok mu?

Abey: ağabey, abeyimen: abimlerin

aboo, abu: hayret, ya da bazen farklı bir vurguyla alay anlamında ün­lem.

accık: azıcık

Adam Hasan: bir işe yaramadığı halde kendini önemli gören.

Aga: ağabey; agame’n, abimlerin.

agıbat: avukat; çok konuşkan, sözleriyle çevresini etkileyen. “O pek agıbattır”

Ağı: zehir

ağılamak: zehirlemek

ağına yivine bakmak: bir şeyi uzun uzun incelemek

ağızı babıç gibi : Çok övünen, kendini beğenmiş.

ağızı yırık: çok şımarık, övüngen (özellikle kadınlar arasında)

ağızına gılı’ına bakmamak: haddini bilmemek

ağızını dakmak: çok oyalanmak, her gördüğüyle konuşarak za­man harcamak

ağzınna barba: ağzına kadar

Ağustos gabağı: Usturadan geçirilmiş (kel) baş

aha: işte,

aha bakana: İşte şurada

ahar: ahır, çeşme

Akbaşlı: Bir yabani ot, suyunun soğuk algınlığına iyi geldiğine ina­nı­lır.

Akser: Akhisar

Alemiyon: Alüminyum

aleñgirli: karmaşık

Aleñtirik: (bazı köylerde) elektrik

Alıç: Yaban eriği

Amcame, babame, amcamlar, babamlar

amel o’mak: ishal olmak

Ananat: Çift çatallı dirgen.

Anası gılıklı, babası gılıklı: anasına, babasına çeken

Anine: (Simav merkezde) anneanne

Añgara babıcı: Lastik ayakkabı

añnanmak: Boş boş yatmak, uzanıp durmak

Aparlo: Hoparlör

appa: abla (Simav merkezde “apla”)

appak: beyaz, temiz

Apturaman: Abdurrahman

Arafet: Rafet

Arap: zenci

ardaradan gonuşmak: birinin arkasından konuşmak

artıkla çeneli: lüzumsuz yere konuşan

Asar: Hisar

A’şam: Akşam,

a’şam oltu, akşam akşam, akşam vakti,

a’şam e­ze­ri: akşam üzeri

avcıklamak: avuçlamak

Avdan: Pazar günü

Avdan ertesi: Pazartesi

avkannamak: birini alaya almak, küçük düşürmek.

Avla: Avlu

Ayaklık: Seyyar merdiven

Aydeş: çok zayıf, zayıflıktan avurtları çökmüş

ayı gibi olmak: gayet sağlam, sağlıklı olmak

ayran o’mak: sallantıdan başı dönmek

Babıç: Pabuç

Babıcağızlı: şımarık

badılcan: Patlıcan

bakam, yapam, gidem vs. : bakalım. yapalım, gidelim.

Baasık: Bağırsak

Balıkkesir: (köylerde) Balıkesir

bali: bari

bali guli gonuşmak: (bazı köylerde) hızlı hızlı ve anlaşılmaz ko­nuş­mak

başını yiyesice: bir ilenme (beddua) şekli

bataneş: patinaj, araba bataneş yaptı

batır: durup batır, gelip batır: durup durur, gelip durur.

Baza(r): Pazar, alışveriş günü, Çarşamba.

Baza(r) işi: Değerli madenden olmayan takılar için kullanılır

Bazara çıkmak: Alışverişe çıkmak, pazarda mal satmak

Baza(r) ekmeği: Hazır satılan (sarı) ekmek

becertlemek: becermek

beleñarı: şöyle böyle, idare eder

belermek: çok göze çarpmak

Bezdirme: bazlama

Bıldır: geçen seneden önceki sene

bıtrak: pütürlü, yapışkan

Bibi: Hindi

Bide: pide, suratı bide gibi olmak, asık suratlı olmak.

bitirim: hoş sohbet, kurnaz.

biyo: bir kere. dur biyo, hele bir dur.

bizim o’lan: erkek arkadaşa, ya da yaşça küçüğe içtenlik ifa­de­si

Boklavat: işe yaramadığı halde zahmet getiren şeyler, işler.

bolarmak: bollaşmak

Bostan bozma: Bostan hasadı

bölce: kuru fasulye, bölce aşı, kuru fasulye yemeği

Bööce: Böcek

böönek dutmak: hayvanları böceklerin ısırması

Böörek: börek; böbrek

börtmek: güneş altında kararmak

börttürmek: Közde pişirmek

böyük: büyük

Böyuk va: (köylerde) büyükbaba

böyük poyradan: çok yüksek sesle

Böyün: bugün

Buldey: buğday

buley: (bazı köylerde) keşke

Buña: pınar, çeşme,

burnuna girmek: birine söylenmek, yaptıklarından dolayı onu azar­la­­mak, paylamak

burnundan solumak: çok sinirlenmek

bu yannı: bu taraf

büzütmek: bir köşeye çekilip sessiz durmak

Canavar: Kurt

caniklenmek: cesaretlenmek

ceñiz: çeyiz

ceviz çuvalı gibi: Geveze, çok konuşan.

cıba(r): küçük çocuk.

cıngıldak: iğreti

Cıss!: Çocuğun bir şeye dokunmaması için söylenir

Cızman: ağzı, yüzü pislik içinde olan

cibil: illet

Cigirgen: Isırgan otu

cimcirmek: çimdik atmak

Ciñgar: kavga, cingar çıkarmak, kavga çıkarmak.

Cin guş: serçe

Cirbe: ezilmiş şey

cirbesini çıkarmak, ezmek, birini fena dövmek

cirehet: cerahat

cort cort atmak: yalan söyleyip övünmek

Cumey: Cuma günü

Cumey a’şamı: Perşembe günü

Cumey ertesi: cumartesi

çakıldaklı: çok konuşan, espri yapıp neşe saçan.

Çandırma: (köylerde) Jandarma

Çavdır: çavdar

Çeket: Ceket

çeñesi çekilesice: bir ilenme (beddua), “ölesice anlamında

Çepezen: Beceriksiz, elleri birbirne dolaşan

Çetçi: 1. çerçi 2. ceplerinde ıvır zıvır bulunan

çıvdırmak: çıldırmak, sinirlenmek

Çıvgın: çılgın

Çime: küçük çay balığı

Çinet: dilim; karpuz çinedi, karpuz dilimi

Çinibidi: kurnaz, canlı hareketli kadın

çiritmek: çömelmek

Çirk: Kavun karpuzun çekirdekleri

çirsiz: pis, bakımsız

çomak sokmak: birinin işine engel olmaya çalışmak

Çona: Belin yan kısımları

Çölmek: çömlek

çömeşmek: çömelmek

çönmek: çömelmek

çövdürmek: (erkek çocuk) çişini yapmak

dakı dakıvermek: tokat vurmak

Dam: Ahır, hapishane,

dama girmek: hapse atılmak

damı gatıranı yiyesice: bir ilenme (beddua) şekli, “aç kalasıca, zarar göresice” anlamında

Daneş: gürbüz, tombul erkek çocuğu

Daş: Taş, Daş oyunu: okey oyunu

davrı: gibi, benzeri

dayı: güzel, iyi. dapdayı. çok iyi, çok güzel.

de gidi de!: (ne deyon sen sadeş, de gidi de!) karşısındakinin de­di­ğinin doğru ol­ma­dığını, ya da durumun onun dediğinden da­ha vahim ol­duğunu an­latan ifade.

de mi?: değil mi?

Değmen: Değirmen

de kana!: İşte şurada

del: değil (doğu Simav, Şaphane civarı “del’i”).

delik aramak: bir şeyi bozana kadar kurcalamak

dendi! dendi ha!: sakın ha!, (bazen) hadi

Deñiz: Simav Gölü (ve şimdiki Göl arazisi)

deñiştirmek: (bazı köylerde) değiştirmek.

Dernek: Hayvan pazarı, Salı günü.

dertli: çok zayıf

desteye gitmek: buğday hasadına gitmek

deste çekmek: buğday hasadı yapmak

Devriş: derviş

deye: diye

deyem: diyelim

deyid etmek: fırsat vermek, hakkını vermek. “laf deyid et sadeş!, konuşmaya fırsat ver arkadaş!).

deyon: diyorum, deyoñ: diyorsun (yapıyon, yapıyoñ vs.)

Dıkız: Çok katı, katı olduğu için yenmesi güç olan yemek.

Dımdım: cümbüş (çalgı)

Dırgı: Genç horoz

Dırna: Turna balığı (Bir tatlısu balığı)

diñelmek: ayakta durmak, dikilmek

diñelip galmak: bir şey elde edememek, hezimete uğramak

diñ gaçmak: (kadın çorabı) kaçmak

Diran: Dirgen

domalan yemek: (aslında) hiçbir şey yememek

Domatis: Domates

Dombey: Manda

Don: Pantolon

donsuz tumansız: Açık saçık, çıplak vaziyette

doñuz: domuz

doñuz sıkısı: içine çok az su katılan rakı

dönük dönük dönmek: ortada dolaşıp durmak

dörmek: yaramazlık yapmak

dört kemik: çok zayıf çocuklara söylenir

duba gibi olmak: çok şişman olmak

duda’nı düşürmek: ağlamak üzere olmak

Dudu: Bir kız adı

dumaa o’mak: soğuk algınlığına tutulmak

dumbadız: aşırı şişman

dut gibi olmak, dut gibi serhoş olmak: Çok fazla içip sarhoş olmak

duz ağısı: çok tuzlu

duz dağılır gibi dağılmak: cam eşya vs. bin parçaya bölünmek

duz daşı gibi: çok ağır

Dükken:  dükkan,

düm: (çocuk dilinde) su

düşkün durmak: canı sıkkın ve yorgun görünmek.

Düven: Döven (ziraatta)

Ebe: Nine, büyükanne

ebeş gibi galmak: dişlerinin çoğunu kaybetmek

ebermek: getirmek; enkini ebe(r) ge(l)!, şunu getir gel!

Efe: (bazen ironik olarak korkak kişiler için kullanılır, Efe Memet aslında korkak biri olabilir)

Ehlarız: uslu, sakin, aklı başında

Ehligof: (köylerde) bilirkişi, ehlivukuf

el eliñ eşeni ıslıkla çağırımış. birinin diğerinin işini kerhen yapa­ca­ğı­nı anlatır

Eli maşalı: (daha çok) çocuklarına sert davranan anne

emme: ama

Emme haaa!: “Hiç olur mu öyle!” “öyle lüzumsuz bir laf ettin ki”! an­lamında

Encik: Köpek yavrusu

eñgas: yalan

Enişber: Çiftçi

Eñki: şu, karşındaki

Eñkicöle: bu şekilde

enmek: inmek

Eñseri: Çivi

Enteri: Elbise

Erebiş: Bir kız adı

Erecep: Recep

Erimez şeker: Akide şekeri

eriyip guruyup gitmek: çok zayıflamak

esas: doğru, gerçek; esas mı? sahi mi?

eselmek: rahatlamak, ferahlamak

e’sik: eksik

e’siğakıllı: zekaca geri

e’sikli o’mak: mahcup olmak

esirmek: bağırıp çağırmak

estirikli: sürekli karar değiştiren, maymun iştahlı

ettiyar: ihtiyar, yaşlı

evcek: bütün aile fertleriyle birlikte

eveli: eskiden

Evlek: Bir dönümün dörtte biri, 250 m/2’lik arazi

evsmek: etrafta koşuşturup durmak

Ey!: efendim, ne var?

Eyi: İyi, eyimiñ?: iyi misin?

Eyirtmen: (eski) Eğitmen

Eza: Kibrit

Ezen: Ezan

ezmesini çıka(r)mak: bir şeyin biçimini fena halde bozmak

Fanne: Fanile, t-şört, kazak.

Fasille: (uzak köylerde) fasulye

fatmak: bir şeyi vurarak kırmak, sovan, karpuz fatmak, soğanı, karpuzu yere vu­ra­rak kırmak

faylamak: lavaboyu, kapları vs. temizlemek

Fığan eriği: yassı, iri erik

Fışkırık: Gövde içi boş, yabanıl bir ot.

fincancı gatırları gibi: çok gürültülü (hareket)

firek yarası gibi: çok acı veren (yara)

Fişne: Vişne

Fonguduklu: Hoyrat, kaba.

foşurdatmak: sulu şeyleri ses çıkararak yemek

Furun: (bazı köylerde) fırın

Gaadeş: kardeş, arkadaş (daha çok kızlar arasında, kız arkadaş anla­mında)

Gaa’la(r): Kadınlar.

gaba: zevzek, kaba

gabadan gitmek (gonuşmak): zevzekçe ve anlamsız dav­ranmak (konuşmak)

Gaba şeker: Yumuşak, renkli şeker

Gabık: Kabuk

Gabırga: Kaburga, eninden ikiyi bölünüp ıslatılan ev ekmeği

gaç!: (birşeyden uzak durmak anlamında) aman!

Gaderci: Şans oyunu oynatan

gader çekmek: Şans oyunu oynamak

Gadiro: kadro; gadirolu imam, kadrolu imam.

Gadirye: Kadriye

Gak!: Kalk! gak gala!, kalk artık

Galey: Kalay,

galeylı, kalaylı

Galbır: Kalbur

galem, galın, gara, gart, gırık, gız, goca, gor, gulak, guş, guyu, vs.: kalem, kalın, kart, kırık, kız, koca, kor, kulak, kuş, kuyu (“k”­dan sonraki ilk sesli harf kalın ise genellikle “k”, “g” ol­mak­ta­dır. Fakat bunun istisnaları vardır. Örn. kapı, kıl, kısa  vs. Buna karşılık “k”dan sonra gelen ilk sesli harf ince ise “k” olduğu gibi kalır. Örn. kedi, kel, kilo, kira  kiraz, köpek, kül, kül­çe, gibi).

gambır: Kambur

gala: (Daha çok Simav’ın uzak köylerinde) gayrı

gali (ga’n): (daha çok Simav Merkezde) gayrı. “İstanbula gedik gali, gali demeyem gali”!

gamanmak:  birşeyin üstüne yayılmak, çıkmak, yere ga­man­mak, yere yayılmak

Ganel: Kanal

Gañgal: Karpuz kabuğu

gañgımak: zıplamak

gañırtmak: germek, gererek kırmaya çalışmak

gapgaygısız: hiç umursamadan, aldırmadan

Gapsak: Büyük kalbur

Gapsıñ: Av tüfeği fişeği

gara: esmer

Garalık: Okul önlüğü, peçe.

Gardolap: Gardrop

Gargı: Kuru ottan çit

garnı almamak: tahammül etmemek, içine sindirememek.

garnı gabarmak: tahrik olmak, endişelenmek, telaşlanmak

garnını gabartmak: tahrik etmek, endişelendirmek, telaşlandırmak

Gaşşım: kardeşim, ge gaşşım: gel kardeşim

Gaşık hamuru: Kaşık içi büyüklüğünde parçalara ayrılıp haşhaşa bu­la­nan ve suda haşlanan hamur

Gatıran: Katran

Gavırma: Kavurma

gavlamak: yakmak, birşeyin yüzeyinde yanık meydana getirmek

gavzanmak: geçinmek

gaydırıguppak: oynak, canlı, hareketli (kız)

gayıl o’mak: razı olmak

Gayınna: Kaynana

gayırmak: endişelenmek

Gazıyak: roka gibi bir ot

Gelberi: sürgü (ziraat)

Genevirt: Kerevit (tatlı su istakozu)

geñirmek: geyirmek

Germe: merdiven korkuluğu

gevş almak: (bazı köylerde) yavaş yavaş yemek

Geycek: Giyecek

Geyim-geycek: temel ihtiyaçlar

geymek: giymek

gılalamak: birini kışkırtmak, tahrik etmek

gılalanmak: bir işi yapmaya kendini hazırlamak

gıldırdamak: birşeylere dokunarak mütemadiyen rahatsız edici ses çıkmasına neden olmak

gıldırdatmak: bir şeyle oynayıp ses çıkartmak

gınaa gitmek: ayıp olmak

gına gelmek: bıkmak.

gıvanmak: onur duymak, sevinmek

gıraamak: saçları beyazlaşmak

Gırık ciba(r): küçük çocuk

gırık gücük: küçük, önemsiz şeyler

Gıyır: Nemli kum, mıcır.

gıyneşık: aralık, kapı gıyneşık, kapı aralık

gıyneştırmak: kapıyı haifif aralık bırakmak, birinin eline para vs. vermek

gızımız (özellikle üstsoy-altsoy dışındaki yakın akra­ba­ların ve ta­nıdıkların) ken­dinden küçük kızlara sevgi ifadesi

gız ardına gitmek: Kız evlendikten sonra (ertesi günü) kızın anne ba­ba­sı­nı ziyaret etmek

Gız o’suñ da çamurdan o’suñ: Her kıza ilgi gösterenlere söylenir

gızarıp bezermek: utanmak

gine: gene, yine

Gobak: Haşhaşın kabuğu

Gobak yimiş dombey gibi olmak: Deli gibi ortalığa dalmak, sal­dır­gan olmak.

goca dokdok: Büyük horoz, ailenin söz sahibi en yaşlı erkeğine şaka olarak söylenir.

Gocaguş: Atmaca

goca öküzüñ yanında duran ya huyundan ya suyundan: Birinin ya­kın arkadaşından etkileneceğini ifade eder

Godeş: üç kağıtçı, ahlaksız.

goley: kolay

Goñşu: Komşu

gopçaları goyvermek: korkmak, ürkmek

Gor o’mak: çabuk bitirilen türden yemek olmak. Gızartması gor o­luyo, kaynatam (kaynatalım) bari.

Govcu: dedikoducu

gov geçmek: dedikodu yapmak, birini kötülemek

govlaşmak: karşılıklı dedikodu yapmak

Göceñ: tavşan yavrusu

Gödek (civci gödeği): küçük bir çörek

Göğem: Böğürtlen

göğermek: yeşillenmek

Gökgövur: Kertenkele (yeşili)

gökgözlü: mavi gözlü

görünmek: birine çıkışmak

Göv: gökyüzü

Göynek: atlet

gözle’ni belertmek: bön bön bakmak

gözleri ovalıp galmak: çok zayıflamak

gözüne görüncek:olmak: bir olumsuz durumun birinin başına gel­me­si muhakkak olmak

gubat: kaba, kibar olmayan, gubat gubat gonuşmak, kaba kaba ko­nuşmak, çok gubatsın, çok kabasın

Gubur: deste, bir gubur kiprit, bir deste kibrit

gudum gudum gudurmak: çılgına dönmek, huy­suzluk yapmak, eziyet etmek

gulağı fañnamak: kulağı uğuldamak

gulağı uzun o’mak: birşeyi duymazlıktan gelmek, söz dinlememek

Gulak: salçalı bir hamurişi

gumda oynamak: çocukların sokakta oynaması

Gurk: Civciv çıkaran tavuk

guru guru oturmak: İkramsız sadece oturmak

guru yere od düşürmek: ortalığı alevlendirmek

Gurum: havada uçuşan kül

gurumsalık: (özellikle yiyecek bakımından) fakirane

guymak: içine koymak

guzguna yavrusu hoş gelirmiş: herkesin kendi çocuğunu ne olursa olsun seveceğini anlatan söz

Guzumuz, guşumuz: (özellikle üstsoy-altsoy dışındaki yakın akra­ba­la­rın ve ta­nı­dık­la­rın) küçük çocuklara sevgi ifadesi

gübür gübür koşmak: hızlı hızlı koşmak

güççük: küçük

Güççüğaklı: Çocuk aklı

Gündöndü: Ayçiçeği

Gündöndü dövmek: Ay çiçeği tanelerini sopayla vurarak çıkarmak

günnüğe gitmek: dönüşümlü olarak kadınların birbirinin tarlasına çalış­ma­ya gitmesi

Günnükçü: Bir başkasının tarlasında, daha sonra kendi tarlasında ça­lışılması kar­şılığında iş gören kadın

Günnük aşı: Günnükçüler için pişirilen yemek

Ha: evet

ha bakam, de bakam: uğraşa uğraşa

Hadeñ, hadendi: Haydi (birden fazla kişiye)

ha deyvemek: Biriyle fazla tartışmamak için kerhen sözlerini o­nay­la­mak

Habar: (bazı köylerde) haber

Hacaa gibi: nanemolla, en üst düğmesini bile ilikleyen

Hac’umar: cimri

Haçça: Hatice

Hadirlez: Hıdrellez

halayınna gelmek: bir yere kalabalık olarak gelmek

Hallibiram: Halil İbrahim

Hamınne: (Simav merkezde) hanım nine anlamında

hana?: hani

Haney: Salon

Haneydı ya!: Keşke öyle olsaydı

Hañkı: (bazı köylerde) hangi

Hanter: halter

harala gürele çalışmak: çok çalışmak

Harana, harın: çok yiyen, tıkınan

har har solumak: derin derin solumak

hartos martos etmek: ortalığı karıştırmak.

hasit: haset, çekemeyen

hasitlenmek: hasetlenmek, çekememek

hastalaa o’mak: çok üzülmek

Haşeş: Haşhaş

Haşımenesice: (daha çok kadınlar arasında ve Simav merkezde kulla­nı­lan) “hışım ine­si­ce” an­la­mında küfür

Hayır: Genel ziyafet

Hayır aşı: Genel ziyafet yemeği

helva basmak: helva yapmak

Herfene: Küçük çaplı bir piknik

Herfenelik: yolluk, azık

het deyvemek: birine kızmak

hıkıcık dutmak: hıçkırık tutmak

hiçevsiz: (özellikle köylerde) hiç umursamadan aldırmadan

Hinayet: hıyanet, kötülük

hinayet işlemek: kötülük yapmak

hinci: 1. şimdi, 2. duvar yarıklarında gezen bir tür böcek

hinden son’a: iş işten geçtikten sonra

hişdanmamak (hişdanmeyvemek): hiç ilgilenmemek, umursama­mak

honturuk: çok büyük (şey)

Horaz: Horoz

horazlanmak: diklenmek, kabadayı gibi davranmak

Horiye: Huriye

Hökemet: (eski) Hükümet

hölbürdetmek: bir şeyi ses çıkararak içmek

hönkür hönkür a’lamak: hüngür hüngür ağlamak

hövkelenmek: öfkelenmek

hövkürmek: bağırmak, haykırmak

ığdık dığdık etmek: asılsız mazeretler öne sürmek

Ilabada: Bir tür ot

Ilamır: Ihlamur

ıncık cıncık: değersiz, gereksiz şeyler

ıralmak: uzaklaşmak, uzamak

İ mi? i me?: tamam mı?

İ’nesiz arı gibi: söylenip, mızmızlanıp duran.

İbiram: İbrahim

İddaha: iddia

iddahacı: tartışmayı çok seven

iki yanna bakmak: oyalanmak.

ile dutaa yannı ga’mamak (o’mamak): işe yaramaz hale gelmek, işe yaramaz olmak

İleyen: Leğen

İlistir: kevgir

ilistiri çıkmak: çok eskimek

İmine: Emine

İn doñuzu: (daha çok kızlar için) hiçbir iş yapmadan oturan, ev işlerine bakmayan, tembellik eden.

İrebetli: yakışıklı, delikanlı

irebetsiz: Kılıksız, hoş bir görünüşü olmayan

İreçbe(r): İşçi

İsdambol: İstanbul

İsmel : (bazı uzak köylerde) İsmail

İşcek: İçecek

iş dutmak: bir işe sahip olmak

kâatlı şeker: Kâğıda sarılmış şeker

kafasında övezle(r) dolaşmak: başı çok ağrımak

kaktırmak: itmek

kapaksız: terbiyesiz

kasıñ: toz, toprak, süprüntü

kasmak: kısmak; kendini kasmak, yemek yemeyi azaltmak, rejim yap­mak

Kayrak: kızların zıplayarak taş sürükledikleri oyun

Kekeç: Çekiç

Keram: Kerem

Kelem: Lahana

Keletter: Büyük sepet

Kel ka’ya: herşeye karışan, burnunu sokan

kepeza etmek: birini azarlamak

Keranacı: daha çok kötü insanlar için kullanılır, bazen kurnaz in­sanlara denir

Kestene: Kestane

Kestene çıktığı gabığı beğenmezmiş: sonradan görmeler için kul­la­nılır

keyfe gelmek: içki içip rahatlamak

Kıllı barak: saçı sakalı çok gür, vücudu kıllı adam

kırk yalan: çok yalancı

kıtmek: oyunda yenmek

kıtilmek: oyunda yenilmek

Kiprit: Kibrit

Kirkit: Hali dokumaya yarayan taraklı demir

kıtibiyoz: Cimri

kindi: İkindi

Kipri: Kirpi

Kompil: patates

Kölge: Gölge

köpcüklü: ağzında laf durmayan, sırları ifşa eden

Köv: Köy

Kövlü: 1. Köylü 2. “bizim köylü” anlamında

Künah: Günah

ñge: küçük işe yaramaz cisimler, toz vs.’den oluşan çöp

Küren: bir tür böğürtlen

kürümek: kürekle kar vs. uzaklaştırmak

Kütaya, Kötaya: Kütahya

laf deyid etmemek: kimseye söz hakkı vermemek, hep kendisi ko­nuş­mak

laf eşitmek: tepki görmek

laf sö’lemek: hakaretamiz konuşmak

laf yimek: hakarete uğramak

lağır lağır kusmak: bol miktarda kusmak

len: Ulan

lök daşı gibi oturmak: Hiçbir iş yapmadan tembel tembel oturmak

ma!: al!

Macur: muhacir, göçmen

Maket: Salondaki uzun sedir, sofa

Mal: Büyükbaş hayvan

mal galdırmak: malları haczettirip muhafaza altına aldırmak

mal gibi: aptal, bir yeteneği olmayan, pasif.

Mamrıt: Çok yiyen, yemeye doymayan

marazlanmak: 1. huylanmak, sorun çıkarmak; 2. iştahsız olmak.

marazlı: 1. huysuz, herşeyi sorun eden; 2. iştahsız.

mayıslı mayıslı kokmak: Kötü kokmak, ahırdan gelmiş gibi kok­mak.

meletmek: çok fena dövmek

Memedotu: Bir tür ot

Mençire, pençire: (bazı köylerde) pencere

Merdimen: merdiven

Mere: Mera

Meres: Miras

Meyasıl: Hemoroid, basur

Minehet: ekmek taşınan uzun, sığ tekne

Misir: Mısır

mizmele: devamlı söylenerek eziyet eden

Mocuk: Domuz yavrusu

Momu: (çocukları korkutmak için) “öcü” anlamında

Motur: motosiklet, traktör

muñgarız etmek: ziyan etmek, gereksiz yere harcamak, yiyip bitirmek.

Mücüde: Müjde

mücüde etmek: müjdelemek

Nacak: Balta

Nahha!: İlenmeye, bedduaya başlangıç kelimesi

Nana: Nane

narasıñ: nerede! hiç olacak şey mi?

Navrız: Zambak

neden, nişleyen: ne edeyim, ne yapayım (çaresizlik ifadesi)

nediyoñ: Ne yapıyorsun?

nimelere yatasıca!: Bir ilenme (beddua) sözü

no’dum delisi o’mak: birden zengin olup fazla şımarmak

Nohot: Nohut

O’lumuz: (özellikle üstsoy-altsoy dışındaki yakın akra­ba­la­rın ve ta­nı­dık­la­rın) ken­din­den küçük erkeklere sevgi ifadesi

oluve(r)mek: Birine çıkışmak.

Omadık helva: Gofret biçiminde şekerli yiyecek

omeyvesiñ: olmayıversin

ortalığı panayır yerine çevirmek: davranışları yüzünden herkesin top­lanmasına neden olmak

oşkurduma gitmek: Bir şeyi çok abartmak, gereksiz yere telaş­lan­mak.

ovşalamak: okşamak

ovşalaken avkannamak, ayı eniğini ovşalaken avkanna(r)mış: ço­cuk­ları canını acıtarak sevenlere söylenir

Ödür: Birine yük olmaktan kaçınma, mahcubiyet hissi.

ödürlenmek: birine yük olmaktan, zahmet vermekten kaçınmak, mahçup olmak.

ödürsüz: mahcubiyet duymayan, birine yük olmaktan kaçınmayan

ökkenni goyun: öksürüp duran çocuklara söylenir

öküz öldü ortaklık ayrıldı: çıkar ilişkisi biten insanların birbirinden uzaklaşması an­la­mın­da kullanılır

ö’le: Öyle, ö’le del sadeş: Öyle değil arkadaş.

Öö’le: Öğle, Öö’loltu: Öğle vakti.

Ö’len: Öğleyin,

öö’señ: Herhalde. “Sopasını veren Allah öö’señ odununu kömürünü de veri sadeş” Sobasını veren Allah herhalde odununu, kömürünü de verir arkadaş.

Öreyle patetisi gibi: (daha çok kızlar hakkında) şişman, tombul.

Örüzgee: Rüzgar

Ö’sürük: Öksürük

öten: geçenlerde

öte yannı: öbür taraf

övelip galmak: tek başına kalmak, Dişlem çekilince şu diş orta yer­de öveldi galdı.

Övez: Uçuşan küçük sarı bir böcek

paçaloz: sünepe, beceriksiz, kendine bakamayan

para sıçmak: her yanından para çıkmak

Partı: Bahçe duvarı

Patetis: patates

Patos: Patöz, buğday öğütme makinesi.

pavkırmak: aksırıp tıksırmak

pellenço: deli gibi, komik adam, palyaço

Pepe: ne dediği anlaşılmayan

pepelemek: anlaşılmaz biçimde konuşmak

Pıransa: Pırasa

pısmak: pes etmek

pirelenmek: şüphelenmek

Pirket: Briket

Pişi: Bir tür hamurişi

pörsmek: havası inmek

pusmak: sessizleşmek

puşutmak: somurtmak

Püsküt: Bisküvi, gaymaklı püsküt, kremalı bisküvi

Radiyo: Radyo

Romuk: römork

Sabanga: Sapan (kuş vurmak için)

sadecım: arkadaşım

sadeş, sa’ş: arkadaş

Safur: Sahur

saksak: yapışkan, şeker ve su yüzünden yapışkan hale gelme

salgaraya gitmek: Kendini tesadüflere bırakmak, riske atmak

Salmalık: Muhtar (“Salma salan” anlamında)

sal o’mak: ishal olmak

Samsak: Sarmısak

sañgadak, sañgadanak: birdenbire

sañgı: saf, aptal, pısırık

Senet-sepet: Senet ve diğer belgeler

seyitmek: koşmak

sığıra salmak: büyükbaş hayvanları çobanın gözetimine bırakmak

sıntıra çekmek: soğuktan titremek

sıraca yiyesice (sıracala yiyesice): (daha çok kadınlar arasında) bir i­len­me (beddua şekli)

sıtarasız: nahoş görünümlü, çirkin.

sıvarmak: sulamak

sıvık sakızı gibi olmak: birinin kuyruğu olmak, onu rahatsız edecek derecede yanından ayrılmamak

Sıyırma: taze fasulye

sivtinmek: kaşınıp durmak

Sobil: (saklambaç oyununda) sobe; saklambaç oyunu

So’na: sonra,

so’nadan keri: daha sonra

Sopa: Soba

Sovan: soğan

Söbe: eğri, sivri

söbeltmek: sivriltmek

suratı turşu satmak: asık suratlı olmak.

suratında şeytanna cirit atmak: içinden pazarlı olmak

Susa: şose, asfalt

Sülaha: Züleyha

sümcük: Pis, herşeye bulaşan, her bulduğunu yiyen

Sünet: sünnet

şaşkaloz: şaşkın, sersem

şaşkın: çok zayıf (gızımız, sen şaşkın o’muşun yalım, Kızımız sen ga­liba çok za­yıflamışsın)

Şaştım aşı: alelacele yapılan yemek

Şeher: Şehir (özellikle Simav)

şeherlenmek: yapmacık biçimde kibar ve düzgün konuşmaya ça­lış­mak

şeherli teklifi: nezaketen yapılan, aslında kabul edilmesi arzulan­ma­yan teklif, davet

Şekar: (bazı köylerde) şeker

şengirdetmek: sesiyle ortalığı çınlatmak

şılarmak: parlamak

Şılartı: parlaklık

şinci, şincik: şimdi

sulf o’mak: sulh sözleşmesi yapmak

Tabakhaneye bok yetiştirmek: gereksiz yere acele etmek

Tahan: Tahin

Takka: takke

takkaları değişiriz: Külahları değişlriz

tapa etmek: Bir iyiliği durmadan birinin yüzüne vurmak.

Tarla-takka: taşınmaz mallar

Tarna: tarhana

tat: sözleri kırıcı olan, sert

tatafiye: rasgele, teasdüfi; hesapsız, kitapsız. düşünmeden, doğaçlama olarak. “Sen tatafiyeden gonuşuyon”, sen düşünmeden konuşuyorsun)

Tatta: tahta

Tattalı köv: mezarlık, öbür dünya

tav o’mak: biriyle evlenmeyi düşünmek

tef gibi gerilmek: çok sinirlenmek

tefe goymak: biriyle alay etmek

telbiz titiz: temiz, titiz

teltik: yanlış.

temin: (özellikle Simav merkezde) demin

Temreke: çıban

Temşit: temcit

ten’elmek: tenhalaşmak, sakinleşmek, ortalık ten’eldi, ortalık sa­kin­leşti, tenhalaştı

tepelemeden gitmek: bir yere randevu almadan, hesap kitap et­me­den gitmek, (ya da) plansız işlere girişmek

tepelemeden gonuşmak: lafı önceden dinlemeden araya girip il­gisiz konuşmak

Teyip: Teyp

teze: 1. yeni, daha yeni olan, taze, 2. az önce demin, daha teze söy­­le­dim.

ñ deyip gitmek, tıñgadak gitmek: ölüvermek

tıreş: tıraş

tih dedirtmek: fena halde bıktırmak, usandırmak

Tilki erişemediği üzüme gök dermiş: haset insanlar için kullanılır

tiñsirmek: aksırmak, burnunu sümkürtmek

Tirit: 1. Fasulye suyuna bandırılımış ekmek dilimlerinden, biber vs’­den o­luşan yemek 2. çok yaşlı (özellikle yaşlı adam)

tivtmek: bir şeyi dağıtmak, parçalara ayırmak

tiydirip geçmek: teğet geçmek, sıyırıp geçmek

Tokurcum: 3 tokurcum, 3 taş oyunu, 9 tokurcum, 9 taş oyunu

Tolu: Dolu, tolu yağıyo, dolu yağıyor

Tomata: Domates

tövb’o’sun: bir yemin

ñgümek: zıplamak

türkü çığırmak: türkü söylemek

u, una, unun, urası, urdan, uraya: “o”  “ona” “onun” “orası” “ora­dan” ve “oraya” yerine kullanı­lır.

ucun ucun yimek: (nezaketten veya yemeğin azlığından) azar a­zar küçük lokmalarla yemek

uğunmak: çok üzüntü duymak

ukela: ukala

uluk: tembel, beceriksiz kadın “uluk garının işlek gızı olurmuş, iş­lek garının uluk gızı olurmuş”

Umahan: Ümmuhan

Umar: (köylerde) Ömer

Uykura: Rukiye

Üçetek: Simav yerel kadın (tören) giysisi

ümü’nü sıkmak: (daha çok çocuklara uyarı için kullanılır) ümü’nü sıkarın!

ünnemek: çağırmak

Ürfet: Rıfat

Üsen: Hüseyin

Va: (köylerde) baba

Velesbit: Bisiklet

vetlemek: hızlı hızlı yürümek

vizir vizir: vızır vızır, yoğun bir çabayla, vizir vizir aramak, her yeri aramak, vizir vizir çalışmak, çok çalışmak

Vizlengeç: böcek gibi zırıldayan

Yaarık: üzerinde odun kırılan büyük kütük

Yaba: taraklı, geniş yüzeyli tahtadan kürek (ziraat)

yad ge’mek: (özellikle çocuğun) bir yeri, ortamı yadırgayıp, kork­ması

yağ çalmak: ekmeğe yağ sürmek

ya’mur çilemek: yağmur çiselemek

yaho: yahu

Yahodi: yahudi; kurnaz “yahodi iflâs edince eski defterleri garıştırı’mış”, “mali yönden zorda kalan olmadık şey­ler­den medet umar” an­la­mında

yakamak: (bazı köylerde) yıkamak

yakanmak: (bazı köylerde) yıkanmak

Yalabık: şimşek.

Yalabık çakmak: şimşek çakmak.

yal gibi: sıcak olduğu için içimi hoş olmayan su vs. içecekler hak­kında söylenir

yalım: Galiba, sanırım

yaneşmek: yanaşmak

yañgıryas: ağlaya ağlaya

yannış: yanlış

yannış yunnuş: yanlış olarak, yanlış şekilde.

yantırı yunturu: düzgün olmayan, biçimsiz.

yapcen, etcen: yapacağım, edeceğim; yapceñ, etceñ, yapacaksın, edeceksin.

Yastığeç: Üzerinde hamur açılan tahta

yaveş: yavaş

yeñ yeñ gonuşmak: sesini incelterek yapmacık konuşmak (daha çok kızlar için)

ye’ni: hafif

ye’nilmek: hafiflemek

yılan sadeş: samimi görünüp arkadaşının kuyusunu kazan.

yılık, yısyılık: düzgün olmayan, yamuk

yırmak: yarmak

yır yara yiyesice! Bir ilenme sözü.

Yicek: Yiyecek

yimek: Yemek, yemek yemek, yi gali hadi, hadi ye artık.

yi memet yi!: “çok yemek var, yaşadın” anlamında

yo: kez, kere; kaç yo gittiñ uraya?, oraya kaç kere gittin; iki yo, iki kere.

yoğurt çalmak: yoğurt yapmak

yola yatımlı o’mak: söz dinlemek, uslu olmak, zorluk çıkarmamak.

yoz: soğuk, samimiyetsiz

yoz durmak: soğuk davranmak

yörümek: yürümek

Yuka: yufka

yuka, yukacık: ince (giysi)

yumak: yıkamak, elleñi yu! ellerini yıka

zebil etmek: israf etmek, yemeği yere dökmek

Zele, Zelike: Zeliha

ñgazık dolu olmak: bir yerin çok kalabalık olması anlamında

ññ etmek: mızmızlanıp durmak.

zıval etmek: mızmızlanıp durmak.

ziyana girmek: hayvanların başkasının bahçe, tarlasına girmesi


Simav Ağzı ve Deyimleri

Nisan 30, 2009

Aa: Ağa, İbiram’a, İbrahim ağa

aa. a’sı: başka, gayrı. Senden aa (senden a’sı) bunu bilen yok mu? Sen­den başka bunu bilen yok mu?

Abey: ağabey, abeyimen: abimlerin

aboo, abu: hayret, ya da bazen farklı bir vurguyla alay anlamında ün­lem.

accık: azıcık

Adam Hasan: bir işe yaramadığı halde kendini önemli gören.

Aga: ağabey; agame’n, abimlerin.

agıbat: avukat; çok konuşkan, sözleriyle çevresini etkileyen. “O pek agıbattır”

Ağı: zehir

ağılamak: zehirlemek

ağına yivine bakmak: bir şeyi uzun uzun incelemek

ağızı babıç gibi : Çok övünen, kendini beğenmiş.

ağızı yırık: çok şımarık, övüngen (özellikle kadınlar arasında)

ağızına gılı’ına bakmamak: haddini bilmemek

ağızını dakmak: çok oyalanmak, her gördüğüyle konuşarak za­man harcamak

ağzınna barba: ağzına kadar

Ağustos gabağı: Usturadan geçirilmiş (kel) baş

aha: işte,

aha bakana: İşte şurada

ahar: ahır, çeşme

Akbaşlı: Bir yabani ot, suyunun soğuk algınlığına iyi geldiğine ina­nı­lır.

Akser: Akhisar

Alemiyon: Alüminyum

aleñgirli: karmaşık

Aleñtirik: (bazı köylerde) elektrik

Alıç: Yaban eriği

Amcame, babame, amcamlar, babamlar

amel o’mak: ishal olmak

Ananat: Çift çatallı dirgen.

Anası gılıklı, babası gılıklı: anasına, babasına çeken

Anine: (Simav merkezde) anneanne

Añgara babıcı: Lastik ayakkabı

añnanmak: Boş boş yatmak, uzanıp durmak

Aparlo: Hoparlör

appa: abla (Simav merkezde “apla”)

appak: beyaz, temiz

Apturaman: Abdurrahman

Arafet: Rafet

Arap: zenci

ardaradan gonuşmak: birinin arkasından konuşmak

artıkla çeneli: lüzumsuz yere konuşan

Asar: Hisar

A’şam: Akşam,

a’şam oltu, akşam akşam, akşam vakti,

a’şam e­ze­ri: akşam üzeri

avcıklamak: avuçlamak

Avdan: Pazar günü

Avdan ertesi: Pazartesi

avkannamak: birini alaya almak, küçük düşürmek.

Avla: Avlu

Ayaklık: Seyyar merdiven

Aydeş: çok zayıf, zayıflıktan avurtları çökmüş

ayı gibi olmak: gayet sağlam, sağlıklı olmak

ayran o’mak: sallantıdan başı dönmek

Babıç: Pabuç

Babıcağızlı: şımarık

badılcan: Patlıcan

bakam, yapam, gidem vs. : bakalım. yapalım, gidelim.

Baasık: Bağırsak

Balıkkesir: (köylerde) Balıkesir

bali: bari

bali guli gonuşmak: (bazı köylerde) hızlı hızlı ve anlaşılmaz ko­nuş­mak

başını yiyesice: bir ilenme (beddua) şekli

bataneş: patinaj, araba bataneş yaptı

batır: durup batır, gelip batır: durup durur, gelip durur.

Baza(r): Pazar, alışveriş günü, Çarşamba.

Baza(r) işi: Değerli madenden olmayan takılar için kullanılır

Bazara çıkmak: Alışverişe çıkmak, pazarda mal satmak

Baza(r) ekmeği: Hazır satılan (sarı) ekmek

becertlemek: becermek

beleñarı: şöyle böyle, idare eder

belermek: çok göze çarpmak

Bezdirme: bazlama

Bıldır: geçen seneden önceki sene

bıtrak: pütürlü, yapışkan

Bibi: Hindi

Bide: pide, suratı bide gibi olmak, asık suratlı olmak.

bitirim: hoş sohbet, kurnaz.

biyo: bir kere. dur biyo, hele bir dur.

bizim o’lan: erkek arkadaşa, ya da yaşça küçüğe içtenlik ifa­de­si

Boklavat: işe yaramadığı halde zahmet getiren şeyler, işler.

bolarmak: bollaşmak

Bostan bozma: Bostan hasadı

bölce: kuru fasulye, bölce aşı, kuru fasulye yemeği

Bööce: Böcek

böönek dutmak: hayvanları böceklerin ısırması

Böörek: börek; böbrek

börtmek: güneş altında kararmak

börttürmek: Közde pişirmek

böyük: büyük

Böyuk va: (köylerde) büyükbaba

böyük poyradan: çok yüksek sesle

Böyün: bugün

Buldey: buğday

buley: (bazı köylerde) keşke

Buña: pınar, çeşme,

burnuna girmek: birine söylenmek, yaptıklarından dolayı onu azar­la­­mak, paylamak

burnundan solumak: çok sinirlenmek

bu yannı: bu taraf

büzütmek: bir köşeye çekilip sessiz durmak

Canavar: Kurt

caniklenmek: cesaretlenmek

ceñiz: çeyiz

ceviz çuvalı gibi: Geveze, çok konuşan.

cıba(r): küçük çocuk.

cıngıldak: iğreti

Cıss!: Çocuğun bir şeye dokunmaması için söylenir

Cızman: ağzı, yüzü pislik içinde olan

cibil: illet

Cigirgen: Isırgan otu

cimcirmek: çimdik atmak

Ciñgar: kavga, cingar çıkarmak, kavga çıkarmak.

Cin guş: serçe

Cirbe: ezilmiş şey

cirbesini çıkarmak, ezmek, birini fena dövmek

cirehet: cerahat

cort cort atmak: yalan söyleyip övünmek

Cumey: Cuma günü

Cumey a’şamı: Perşembe günü

Cumey ertesi: cumartesi

çakıldaklı: çok konuşan, espri yapıp neşe saçan.

Çandırma: (köylerde) Jandarma

Çavdır: çavdar

Çeket: Ceket

çeñesi çekilesice: bir ilenme (beddua), “ölesice anlamında

Çepezen: Beceriksiz, elleri birbirne dolaşan

Çetçi: 1. çerçi 2. ceplerinde ıvır zıvır bulunan

çıvdırmak: çıldırmak, sinirlenmek

Çıvgın: çılgın

Çime: küçük çay balığı

Çinet: dilim; karpuz çinedi, karpuz dilimi

Çinibidi: kurnaz, canlı hareketli kadın

çiritmek: çömelmek

Çirk: Kavun karpuzun çekirdekleri

çirsiz: pis, bakımsız

çomak sokmak: birinin işine engel olmaya çalışmak

Çona: Belin yan kısımları

Çölmek: çömlek

çömeşmek: çömelmek

çönmek: çömelmek

çövdürmek: (erkek çocuk) çişini yapmak

dakı dakıvermek: tokat vurmak

Dam: Ahır, hapishane,

dama girmek: hapse atılmak

damı gatıranı yiyesice: bir ilenme (beddua) şekli, “aç kalasıca, zarar göresice” anlamında

Daneş: gürbüz, tombul erkek çocuğu

Daş: Taş, Daş oyunu: okey oyunu

davrı: gibi, benzeri

dayı: güzel, iyi. dapdayı. çok iyi, çok güzel.

de gidi de!: (ne deyon sen sadeş, de gidi de!) karşısındakinin de­di­ğinin doğru ol­ma­dığını, ya da durumun onun dediğinden da­ha vahim ol­duğunu an­latan ifade.

de mi?: değil mi?

Değmen: Değirmen

de kana!: İşte şurada

del: değil (doğu Simav, Şaphane civarı “del’i”).

delik aramak: bir şeyi bozana kadar kurcalamak

dendi! dendi ha!: sakın ha!, (bazen) hadi

Deñiz: Simav Gölü (ve şimdiki Göl arazisi)

deñiştirmek: (bazı köylerde) değiştirmek.

Dernek: Hayvan pazarı, Salı günü.

dertli: çok zayıf

desteye gitmek: buğday hasadına gitmek

deste çekmek: buğday hasadı yapmak

Devriş: derviş

deye: diye

deyem: diyelim

deyid etmek: fırsat vermek, hakkını vermek. “laf deyid et sadeş!, konuşmaya fırsat ver arkadaş!).

deyon: diyorum, deyoñ: diyorsun (yapıyon, yapıyoñ vs.)

Dıkız: Çok katı, katı olduğu için yenmesi güç olan yemek.

Dımdım: cümbüş (çalgı)

Dırgı: Genç horoz

Dırna: Turna balığı (Bir tatlısu balığı)

diñelmek: ayakta durmak, dikilmek

diñelip galmak: bir şey elde edememek, hezimete uğramak

diñ gaçmak: (kadın çorabı) kaçmak

Diran: Dirgen

domalan yemek: (aslında) hiçbir şey yememek

Domatis: Domates

Dombey: Manda

Don: Pantolon

donsuz tumansız: Açık saçık, çıplak vaziyette

doñuz: domuz

doñuz sıkısı: içine çok az su katılan rakı

dönük dönük dönmek: ortada dolaşıp durmak

dörmek: yaramazlık yapmak

dört kemik: çok zayıf çocuklara söylenir

duba gibi olmak: çok şişman olmak

duda’nı düşürmek: ağlamak üzere olmak

Dudu: Bir kız adı

dumaa o’mak: soğuk algınlığına tutulmak

dumbadız: aşırı şişman

dut gibi olmak, dut gibi serhoş olmak: Çok fazla içip sarhoş olmak

duz ağısı: çok tuzlu

duz dağılır gibi dağılmak: cam eşya vs. bin parçaya bölünmek

duz daşı gibi: çok ağır

Dükken:  dükkan,

düm: (çocuk dilinde) su

düşkün durmak: canı sıkkın ve yorgun görünmek.

Düven: Döven (ziraatta)

Ebe: Nine, büyükanne

ebeş gibi galmak: dişlerinin çoğunu kaybetmek

ebermek: getirmek; enkini ebe(r) ge(l)!, şunu getir gel!

Efe: (bazen ironik olarak korkak kişiler için kullanılır, Efe Memet aslında korkak biri olabilir)

Ehlarız: uslu, sakin, aklı başında

Ehligof: (köylerde) bilirkişi, ehlivukuf

el eliñ eşeni ıslıkla çağırımış. birinin diğerinin işini kerhen yapa­ca­ğı­nı anlatır

Eli maşalı: (daha çok) çocuklarına sert davranan anne

emme: ama

Emme haaa!: “Hiç olur mu öyle!” “öyle lüzumsuz bir laf ettin ki”! an­lamında

Encik: Köpek yavrusu

eñgas: yalan

Enişber: Çiftçi

Eñki: şu, karşındaki

Eñkicöle: bu şekilde

enmek: inmek

Eñseri: Çivi

Enteri: Elbise

Erebiş: Bir kız adı

Erecep: Recep

Erimez şeker: Akide şekeri

eriyip guruyup gitmek: çok zayıflamak

esas: doğru, gerçek; esas mı? sahi mi?

eselmek: rahatlamak, ferahlamak

e’sik: eksik

e’siğakıllı: zekaca geri

e’sikli o’mak: mahcup olmak

esirmek: bağırıp çağırmak

estirikli: sürekli karar değiştiren, maymun iştahlı

ettiyar: ihtiyar, yaşlı

evcek: bütün aile fertleriyle birlikte

eveli: eskiden

Evlek: Bir dönümün dörtte biri, 250 m/2’lik arazi

evsmek: etrafta koşuşturup durmak

Ey!: efendim, ne var?

Eyi: İyi, eyimiñ?: iyi misin?

Eyirtmen: (eski) Eğitmen

Eza: Kibrit

Ezen: Ezan

ezmesini çıka(r)mak: bir şeyin biçimini fena halde bozmak

Fanne: Fanile, t-şört, kazak.

Fasille: (uzak köylerde) fasulye

fatmak: bir şeyi vurarak kırmak, sovan, karpuz fatmak, soğanı, karpuzu yere vu­ra­rak kırmak

faylamak: lavaboyu, kapları vs. temizlemek

Fığan eriği: yassı, iri erik

Fışkırık: Gövde içi boş, yabanıl bir ot.

fincancı gatırları gibi: çok gürültülü (hareket)

firek yarası gibi: çok acı veren (yara)

Fişne: Vişne

Fonguduklu: Hoyrat, kaba.

foşurdatmak: sulu şeyleri ses çıkararak yemek

Furun: (bazı köylerde) fırın

Gaadeş: kardeş, arkadaş (daha çok kızlar arasında, kız arkadaş anla­mında)

Gaa’la(r): Kadınlar.

gaba: zevzek, kaba

gabadan gitmek (gonuşmak): zevzekçe ve anlamsız dav­ranmak (konuşmak)

Gaba şeker: Yumuşak, renkli şeker

Gabık: Kabuk

Gabırga: Kaburga, eninden ikiyi bölünüp ıslatılan ev ekmeği

gaç!: (birşeyden uzak durmak anlamında) aman!

Gaderci: Şans oyunu oynatan

gader çekmek: Şans oyunu oynamak

Gadiro: kadro; gadirolu imam, kadrolu imam.

Gadirye: Kadriye

Gak!: Kalk! gak gala!, kalk artık

Galey: Kalay,

galeylı, kalaylı

Galbır: Kalbur

galem, galın, gara, gart, gırık, gız, goca, gor, gulak, guş, guyu, vs.: kalem, kalın, kart, kırık, kız, koca, kor, kulak, kuş, kuyu (“k”­dan sonraki ilk sesli harf kalın ise genellikle “k”, “g” ol­mak­ta­dır. Fakat bunun istisnaları vardır. Örn. kapı, kıl, kısa  vs. Buna karşılık “k”dan sonra gelen ilk sesli harf ince ise “k” olduğu gibi kalır. Örn. kedi, kel, kilo, kira  kiraz, köpek, kül, kül­çe, gibi).

gambır: Kambur

gala: (Daha çok Simav’ın uzak köylerinde) gayrı

gali (ga’n): (daha çok Simav Merkezde) gayrı. “İstanbula gedik gali, gali demeyem gali”!

gamanmak:  birşeyin üstüne yayılmak, çıkmak, yere ga­man­mak, yere yayılmak

Ganel: Kanal

Gañgal: Karpuz kabuğu

gañgımak: zıplamak

gañırtmak: germek, gererek kırmaya çalışmak

gapgaygısız: hiç umursamadan, aldırmadan

Gapsak: Büyük kalbur

Gapsıñ: Av tüfeği fişeği

gara: esmer

Garalık: Okul önlüğü, peçe.

Gardolap: Gardrop

Gargı: Kuru ottan çit

garnı almamak: tahammül etmemek, içine sindirememek.

garnı gabarmak: tahrik olmak, endişelenmek, telaşlanmak

garnını gabartmak: tahrik etmek, endişelendirmek, telaşlandırmak

Gaşşım: kardeşim, ge gaşşım: gel kardeşim

Gaşık hamuru: Kaşık içi büyüklüğünde parçalara ayrılıp haşhaşa bu­la­nan ve suda haşlanan hamur

Gatıran: Katran

Gavırma: Kavurma

gavlamak: yakmak, birşeyin yüzeyinde yanık meydana getirmek

gavzanmak: geçinmek

gaydırıguppak: oynak, canlı, hareketli (kız)

gayıl o’mak: razı olmak

Gayınna: Kaynana

gayırmak: endişelenmek

Gazıyak: roka gibi bir ot

Gelberi: sürgü (ziraat)

Genevirt: Kerevit (tatlı su istakozu)

geñirmek: geyirmek

Germe: merdiven korkuluğu

gevş almak: (bazı köylerde) yavaş yavaş yemek

Geycek: Giyecek

Geyim-geycek: temel ihtiyaçlar

geymek: giymek

gılalamak: birini kışkırtmak, tahrik etmek

gılalanmak: bir işi yapmaya kendini hazırlamak

gıldırdamak: birşeylere dokunarak mütemadiyen rahatsız edici ses çıkmasına neden olmak

gıldırdatmak: bir şeyle oynayıp ses çıkartmak

gınaa gitmek: ayıp olmak

gına gelmek: bıkmak.

gıvanmak: onur duymak, sevinmek

gıraamak: saçları beyazlaşmak

Gırık ciba(r): küçük çocuk

gırık gücük: küçük, önemsiz şeyler

Gıyır: Nemli kum, mıcır.

gıyneşık: aralık, kapı gıyneşık, kapı aralık

gıyneştırmak: kapıyı haifif aralık bırakmak, birinin eline para vs. vermek

gızımız (özellikle üstsoy-altsoy dışındaki yakın akra­ba­ların ve ta­nıdıkların) ken­dinden küçük kızlara sevgi ifadesi

gız ardına gitmek: Kız evlendikten sonra (ertesi günü) kızın anne ba­ba­sı­nı ziyaret etmek

Gız o’suñ da çamurdan o’suñ: Her kıza ilgi gösterenlere söylenir

gızarıp bezermek: utanmak

gine: gene, yine

Gobak: Haşhaşın kabuğu

Gobak yimiş dombey gibi olmak: Deli gibi ortalığa dalmak, sal­dır­gan olmak.

goca dokdok: Büyük horoz, ailenin söz sahibi en yaşlı erkeğine şaka olarak söylenir.

Gocaguş: Atmaca

goca öküzüñ yanında duran ya huyundan ya suyundan: Birinin ya­kın arkadaşından etkileneceğini ifade eder

Godeş: üç kağıtçı, ahlaksız.

goley: kolay

Goñşu: Komşu

gopçaları goyvermek: korkmak, ürkmek

Gor o’mak: çabuk bitirilen türden yemek olmak. Gızartması gor o­luyo, kaynatam (kaynatalım) bari.

Govcu: dedikoducu

gov geçmek: dedikodu yapmak, birini kötülemek

govlaşmak: karşılıklı dedikodu yapmak

Göceñ: tavşan yavrusu

Gödek (civci gödeği): küçük bir çörek

Göğem: Böğürtlen

göğermek: yeşillenmek

Gökgövur: Kertenkele (yeşili)

gökgözlü: mavi gözlü

görünmek: birine çıkışmak

Göv: gökyüzü

Göynek: atlet

gözle’ni belertmek: bön bön bakmak

gözleri ovalıp galmak: çok zayıflamak

gözüne görüncek:olmak: bir olumsuz durumun birinin başına gel­me­si muhakkak olmak

gubat: kaba, kibar olmayan, gubat gubat gonuşmak, kaba kaba ko­nuşmak, çok gubatsın, çok kabasın

Gubur: deste, bir gubur kiprit, bir deste kibrit

gudum gudum gudurmak: çılgına dönmek, huy­suzluk yapmak, eziyet etmek

gulağı fañnamak: kulağı uğuldamak

gulağı uzun o’mak: birşeyi duymazlıktan gelmek, söz dinlememek

Gulak: salçalı bir hamurişi

gumda oynamak: çocukların sokakta oynaması

Gurk: Civciv çıkaran tavuk

guru guru oturmak: İkramsız sadece oturmak

guru yere od düşürmek: ortalığı alevlendirmek

Gurum: havada uçuşan kül

gurumsalık: (özellikle yiyecek bakımından) fakirane

guymak: içine koymak

guzguna yavrusu hoş gelirmiş: herkesin kendi çocuğunu ne olursa olsun seveceğini anlatan söz

Guzumuz, guşumuz: (özellikle üstsoy-altsoy dışındaki yakın akra­ba­la­rın ve ta­nı­dık­la­rın) küçük çocuklara sevgi ifadesi

gübür gübür koşmak: hızlı hızlı koşmak

güççük: küçük

Güççüğaklı: Çocuk aklı

Gündöndü: Ayçiçeği

Gündöndü dövmek: Ay çiçeği tanelerini sopayla vurarak çıkarmak

günnüğe gitmek: dönüşümlü olarak kadınların birbirinin tarlasına çalış­ma­ya gitmesi

Günnükçü: Bir başkasının tarlasında, daha sonra kendi tarlasında ça­lışılması kar­şılığında iş gören kadın

Günnük aşı: Günnükçüler için pişirilen yemek

Ha: evet

ha bakam, de bakam: uğraşa uğraşa

Hadeñ, hadendi: Haydi (birden fazla kişiye)

ha deyvemek: Biriyle fazla tartışmamak için kerhen sözlerini o­nay­la­mak

Habar: (bazı köylerde) haber

Hacaa gibi: nanemolla, en üst düğmesini bile ilikleyen

Hac’umar: cimri

Haçça: Hatice

Hadirlez: Hıdrellez

halayınna gelmek: bir yere kalabalık olarak gelmek

Hallibiram: Halil İbrahim

Hamınne: (Simav merkezde) hanım nine anlamında

hana?: hani

Haney: Salon

Haneydı ya!: Keşke öyle olsaydı

Hañkı: (bazı köylerde) hangi

Hanter: halter

harala gürele çalışmak: çok çalışmak

Harana, harın: çok yiyen, tıkınan

har har solumak: derin derin solumak

hartos martos etmek: ortalığı karıştırmak.

hasit: haset, çekemeyen

hasitlenmek: hasetlenmek, çekememek

hastalaa o’mak: çok üzülmek

Haşeş: Haşhaş

Haşımenesice: (daha çok kadınlar arasında ve Simav merkezde kulla­nı­lan) “hışım ine­si­ce” an­la­mında küfür

Hayır: Genel ziyafet

Hayır aşı: Genel ziyafet yemeği

helva basmak: helva yapmak

Herfene: Küçük çaplı bir piknik

Herfenelik: yolluk, azık

het deyvemek: birine kızmak

hıkıcık dutmak: hıçkırık tutmak

hiçevsiz: (özellikle köylerde) hiç umursamadan aldırmadan

Hinayet: hıyanet, kötülük

hinayet işlemek: kötülük yapmak

hinci: 1. şimdi, 2. duvar yarıklarında gezen bir tür böcek

hinden son’a: iş işten geçtikten sonra

hişdanmamak (hişdanmeyvemek): hiç ilgilenmemek, umursama­mak

honturuk: çok büyük (şey)

Horaz: Horoz

horazlanmak: diklenmek, kabadayı gibi davranmak

Horiye: Huriye

Hökemet: (eski) Hükümet

hölbürdetmek: bir şeyi ses çıkararak içmek

hönkür hönkür a’lamak: hüngür hüngür ağlamak

hövkelenmek: öfkelenmek

hövkürmek: bağırmak, haykırmak

ığdık dığdık etmek: asılsız mazeretler öne sürmek

Ilabada: Bir tür ot

Ilamır: Ihlamur

ıncık cıncık: değersiz, gereksiz şeyler

ıralmak: uzaklaşmak, uzamak

İ mi? i me?: tamam mı?

İ’nesiz arı gibi: söylenip, mızmızlanıp duran.

İbiram: İbrahim

İddaha: iddia

iddahacı: tartışmayı çok seven

iki yanna bakmak: oyalanmak.

ile dutaa yannı ga’mamak (o’mamak): işe yaramaz hale gelmek, işe yaramaz olmak

İleyen: Leğen

İlistir: kevgir

ilistiri çıkmak: çok eskimek

İmine: Emine

İn doñuzu: (daha çok kızlar için) hiçbir iş yapmadan oturan, ev işlerine bakmayan, tembellik eden.

İrebetli: yakışıklı, delikanlı

irebetsiz: Kılıksız, hoş bir görünüşü olmayan

İreçbe(r): İşçi

İsdambol: İstanbul

İsmel : (bazı uzak köylerde) İsmail

İşcek: İçecek

iş dutmak: bir işe sahip olmak

kâatlı şeker: Kâğıda sarılmış şeker

kafasında övezle(r) dolaşmak: başı çok ağrımak

kaktırmak: itmek

kapaksız: terbiyesiz

kasıñ: toz, toprak, süprüntü

kasmak: kısmak; kendini kasmak, yemek yemeyi azaltmak, rejim yap­mak

Kayrak: kızların zıplayarak taş sürükledikleri oyun

Kekeç: Çekiç

Keram: Kerem

Kelem: Lahana

Keletter: Büyük sepet

Kel ka’ya: herşeye karışan, burnunu sokan

kepeza etmek: birini azarlamak

Keranacı: daha çok kötü insanlar için kullanılır, bazen kurnaz in­sanlara denir

Kestene: Kestane

Kestene çıktığı gabığı beğenmezmiş: sonradan görmeler için kul­la­nılır

keyfe gelmek: içki içip rahatlamak

Kıllı barak: saçı sakalı çok gür, vücudu kıllı adam

kırk yalan: çok yalancı

kıtmek: oyunda yenmek

kıtilmek: oyunda yenilmek

Kiprit: Kibrit

Kirkit: Hali dokumaya yarayan taraklı demir

kıtibiyoz: Cimri

kindi: İkindi

Kipri: Kirpi

Kompil: patates

Kölge: Gölge

köpcüklü: ağzında laf durmayan, sırları ifşa eden

Köv: Köy

Kövlü: 1. Köylü 2. “bizim köylü” anlamında

Künah: Günah

ñge: küçük işe yaramaz cisimler, toz vs.’den oluşan çöp

Küren: bir tür böğürtlen

kürümek: kürekle kar vs. uzaklaştırmak

Kütaya, Kötaya: Kütahya

laf deyid etmemek: kimseye söz hakkı vermemek, hep kendisi ko­nuş­mak

laf eşitmek: tepki görmek

laf sö’lemek: hakaretamiz konuşmak

laf yimek: hakarete uğramak

lağır lağır kusmak: bol miktarda kusmak

len: Ulan

lök daşı gibi oturmak: Hiçbir iş yapmadan tembel tembel oturmak

ma!: al!

Macur: muhacir, göçmen

Maket: Salondaki uzun sedir, sofa

Mal: Büyükbaş hayvan

mal galdırmak: malları haczettirip muhafaza altına aldırmak

mal gibi: aptal, bir yeteneği olmayan, pasif.

Mamrıt: Çok yiyen, yemeye doymayan

marazlanmak: 1. huylanmak, sorun çıkarmak; 2. iştahsız olmak.

marazlı: 1. huysuz, herşeyi sorun eden; 2. iştahsız.

mayıslı mayıslı kokmak: Kötü kokmak, ahırdan gelmiş gibi kok­mak.

meletmek: çok fena dövmek

Memedotu: Bir tür ot

Mençire, pençire: (bazı köylerde) pencere

Merdimen: merdiven

Mere: Mera

Meres: Miras

Meyasıl: Hemoroid, basur

Minehet: ekmek taşınan uzun, sığ tekne

Misir: Mısır

mizmele: devamlı söylenerek eziyet eden

Mocuk: Domuz yavrusu

Momu: (çocukları korkutmak için) “öcü” anlamında

Motur: motosiklet, traktör

muñgarız etmek: ziyan etmek, gereksiz yere harcamak, yiyip bitirmek.

Mücüde: Müjde

mücüde etmek: müjdelemek

Nacak: Balta

Nahha!: İlenmeye, bedduaya başlangıç kelimesi

Nana: Nane

narasıñ: nerede! hiç olacak şey mi?

Navrız: Zambak

neden, nişleyen: ne edeyim, ne yapayım (çaresizlik ifadesi)

nediyoñ: Ne yapıyorsun?

nimelere yatasıca!: Bir ilenme (beddua) sözü

no’dum delisi o’mak: birden zengin olup fazla şımarmak

Nohot: Nohut

O’lumuz: (özellikle üstsoy-altsoy dışındaki yakın akra­ba­la­rın ve ta­nı­dık­la­rın) ken­din­den küçük erkeklere sevgi ifadesi

oluve(r)mek: Birine çıkışmak.

Omadık helva: Gofret biçiminde şekerli yiyecek

omeyvesiñ: olmayıversin

ortalığı panayır yerine çevirmek: davranışları yüzünden herkesin top­lanmasına neden olmak

oşkurduma gitmek: Bir şeyi çok abartmak, gereksiz yere telaş­lan­mak.

ovşalamak: okşamak

ovşalaken avkannamak, ayı eniğini ovşalaken avkanna(r)mış: ço­cuk­ları canını acıtarak sevenlere söylenir

Ödür: Birine yük olmaktan kaçınma, mahcubiyet hissi.

ödürlenmek: birine yük olmaktan, zahmet vermekten kaçınmak, mahçup olmak.

ödürsüz: mahcubiyet duymayan, birine yük olmaktan kaçınmayan

ökkenni goyun: öksürüp duran çocuklara söylenir

öküz öldü ortaklık ayrıldı: çıkar ilişkisi biten insanların birbirinden uzaklaşması an­la­mın­da kullanılır

ö’le: Öyle, ö’le del sadeş: Öyle değil arkadaş.

Öö’le: Öğle, Öö’loltu: Öğle vakti.

Ö’len: Öğleyin,

öö’señ: Herhalde. “Sopasını veren Allah öö’señ odununu kömürünü de veri sadeş” Sobasını veren Allah herhalde odununu, kömürünü de verir arkadaş.

Öreyle patetisi gibi: (daha çok kızlar hakkında) şişman, tombul.

Örüzgee: Rüzgar

Ö’sürük: Öksürük

öten: geçenlerde

öte yannı: öbür taraf

övelip galmak: tek başına kalmak, Dişlem çekilince şu diş orta yer­de öveldi galdı.

Övez: Uçuşan küçük sarı bir böcek

paçaloz: sünepe, beceriksiz, kendine bakamayan

para sıçmak: her yanından para çıkmak

Partı: Bahçe duvarı

Patetis: patates

Patos: Patöz, buğday öğütme makinesi.

pavkırmak: aksırıp tıksırmak

pellenço: deli gibi, komik adam, palyaço

Pepe: ne dediği anlaşılmayan

pepelemek: anlaşılmaz biçimde konuşmak

Pıransa: Pırasa

pısmak: pes etmek

pirelenmek: şüphelenmek

Pirket: Briket

Pişi: Bir tür hamurişi

pörsmek: havası inmek

pusmak: sessizleşmek

puşutmak: somurtmak

Püsküt: Bisküvi, gaymaklı püsküt, kremalı bisküvi

Radiyo: Radyo

Romuk: römork

Sabanga: Sapan (kuş vurmak için)

sadecım: arkadaşım

sadeş, sa’ş: arkadaş

Safur: Sahur

saksak: yapışkan, şeker ve su yüzünden yapışkan hale gelme

salgaraya gitmek: Kendini tesadüflere bırakmak, riske atmak

Salmalık: Muhtar (“Salma salan” anlamında)

sal o’mak: ishal olmak

Samsak: Sarmısak

sañgadak, sañgadanak: birdenbire

sañgı: saf, aptal, pısırık

Senet-sepet: Senet ve diğer belgeler

seyitmek: koşmak

sığıra salmak: büyükbaş hayvanları çobanın gözetimine bırakmak

sıntıra çekmek: soğuktan titremek

sıraca yiyesice (sıracala yiyesice): (daha çok kadınlar arasında) bir i­len­me (beddua şekli)

sıtarasız: nahoş görünümlü, çirkin.

sıvarmak: sulamak

sıvık sakızı gibi olmak: birinin kuyruğu olmak, onu rahatsız edecek derecede yanından ayrılmamak

Sıyırma: taze fasulye

sivtinmek: kaşınıp durmak

Sobil: (saklambaç oyununda) sobe; saklambaç oyunu

So’na: sonra,

so’nadan keri: daha sonra

Sopa: Soba

Sovan: soğan

Söbe: eğri, sivri

söbeltmek: sivriltmek

suratı turşu satmak: asık suratlı olmak.

suratında şeytanna cirit atmak: içinden pazarlı olmak

Susa: şose, asfalt

Sülaha: Züleyha

sümcük: Pis, herşeye bulaşan, her bulduğunu yiyen

Sünet: sünnet

şaşkaloz: şaşkın, sersem

şaşkın: çok zayıf (gızımız, sen şaşkın o’muşun yalım, Kızımız sen ga­liba çok za­yıflamışsın)

Şaştım aşı: alelacele yapılan yemek

Şeher: Şehir (özellikle Simav)

şeherlenmek: yapmacık biçimde kibar ve düzgün konuşmaya ça­lış­mak

şeherli teklifi: nezaketen yapılan, aslında kabul edilmesi arzulan­ma­yan teklif, davet

Şekar: (bazı köylerde) şeker

şengirdetmek: sesiyle ortalığı çınlatmak

şılarmak: parlamak

Şılartı: parlaklık

şinci, şincik: şimdi

sulf o’mak: sulh sözleşmesi yapmak

Tabakhaneye bok yetiştirmek: gereksiz yere acele etmek

Tahan: Tahin

Takka: takke

takkaları değişiriz: Külahları değişlriz

tapa etmek: Bir iyiliği durmadan birinin yüzüne vurmak.

Tarla-takka: taşınmaz mallar

Tarna: tarhana

tat: sözleri kırıcı olan, sert

tatafiye: rasgele, teasdüfi; hesapsız, kitapsız. düşünmeden, doğaçlama olarak. “Sen tatafiyeden gonuşuyon”, sen düşünmeden konuşuyorsun)

Tatta: tahta

Tattalı köv: mezarlık, öbür dünya

tav o’mak: biriyle evlenmeyi düşünmek

tef gibi gerilmek: çok sinirlenmek

tefe goymak: biriyle alay etmek

telbiz titiz: temiz, titiz

teltik: yanlış.

temin: (özellikle Simav merkezde) demin

Temreke: çıban

Temşit: temcit

ten’elmek: tenhalaşmak, sakinleşmek, ortalık ten’eldi, ortalık sa­kin­leşti, tenhalaştı

tepelemeden gitmek: bir yere randevu almadan, hesap kitap et­me­den gitmek, (ya da) plansız işlere girişmek

tepelemeden gonuşmak: lafı önceden dinlemeden araya girip il­gisiz konuşmak

Teyip: Teyp

teze: 1. yeni, daha yeni olan, taze, 2. az önce demin, daha teze söy­­le­dim.

ñ deyip gitmek, tıñgadak gitmek: ölüvermek

tıreş: tıraş

tih dedirtmek: fena halde bıktırmak, usandırmak

Tilki erişemediği üzüme gök dermiş: haset insanlar için kullanılır

tiñsirmek: aksırmak, burnunu sümkürtmek

Tirit: 1. Fasulye suyuna bandırılımış ekmek dilimlerinden, biber vs’­den o­luşan yemek 2. çok yaşlı (özellikle yaşlı adam)

tivtmek: bir şeyi dağıtmak, parçalara ayırmak

tiydirip geçmek: teğet geçmek, sıyırıp geçmek

Tokurcum: 3 tokurcum, 3 taş oyunu, 9 tokurcum, 9 taş oyunu

Tolu: Dolu, tolu yağıyo, dolu yağıyor

Tomata: Domates

tövb’o’sun: bir yemin

ñgümek: zıplamak

türkü çığırmak: türkü söylemek

u, una, unun, urası, urdan, uraya: “o”  “ona” “onun” “orası” “ora­dan” ve “oraya” yerine kullanı­lır.

ucun ucun yimek: (nezaketten veya yemeğin azlığından) azar a­zar küçük lokmalarla yemek

uğunmak: çok üzüntü duymak

ukela: ukala

uluk: tembel, beceriksiz kadın “uluk garının işlek gızı olurmuş, iş­lek garının uluk gızı olurmuş”

Umahan: Ümmuhan

Umar: (köylerde) Ömer

Uykura: Rukiye

Üçetek: Simav yerel kadın (tören) giysisi

ümü’nü sıkmak: (daha çok çocuklara uyarı için kullanılır) ümü’nü sıkarın!

ünnemek: çağırmak

Ürfet: Rıfat

Üsen: Hüseyin

Va: (köylerde) baba

Velesbit: Bisiklet

vetlemek: hızlı hızlı yürümek

vizir vizir: vızır vızır, yoğun bir çabayla, vizir vizir aramak, her yeri aramak, vizir vizir çalışmak, çok çalışmak

Vizlengeç: böcek gibi zırıldayan

Yaarık: üzerinde odun kırılan büyük kütük

Yaba: taraklı, geniş yüzeyli tahtadan kürek (ziraat)

yad ge’mek: (özellikle çocuğun) bir yeri, ortamı yadırgayıp, kork­ması

yağ çalmak: ekmeğe yağ sürmek

ya’mur çilemek: yağmur çiselemek

yaho: yahu

Yahodi: yahudi; kurnaz “yahodi iflâs edince eski defterleri garıştırı’mış”, “mali yönden zorda kalan olmadık şey­ler­den medet umar” an­la­mında

yakamak: (bazı köylerde) yıkamak

yakanmak: (bazı köylerde) yıkanmak

Yalabık: şimşek.

Yalabık çakmak: şimşek çakmak.

yal gibi: sıcak olduğu için içimi hoş olmayan su vs. içecekler hak­kında söylenir

yalım: Galiba, sanırım

yaneşmek: yanaşmak

yañgıryas: ağlaya ağlaya

yannış: yanlış

yannış yunnuş: yanlış olarak, yanlış şekilde.

yantırı yunturu: düzgün olmayan, biçimsiz.

yapcen, etcen: yapacağım, edeceğim; yapceñ, etceñ, yapacaksın, edeceksin.

Yastığeç: Üzerinde hamur açılan tahta

yaveş: yavaş

yeñ yeñ gonuşmak: sesini incelterek yapmacık konuşmak (daha çok kızlar için)

ye’ni: hafif

ye’nilmek: hafiflemek

yılan sadeş: samimi görünüp arkadaşının kuyusunu kazan.

yılık, yısyılık: düzgün olmayan, yamuk

yırmak: yarmak

yır yara yiyesice! Bir ilenme sözü.

Yicek: Yiyecek

yimek: Yemek, yemek yemek, yi gali hadi, hadi ye artık.

yi memet yi!: “çok yemek var, yaşadın” anlamında

yo: kez, kere; kaç yo gittiñ uraya?, oraya kaç kere gittin; iki yo, iki kere.

yoğurt çalmak: yoğurt yapmak

yola yatımlı o’mak: söz dinlemek, uslu olmak, zorluk çıkarmamak.

yoz: soğuk, samimiyetsiz

yoz durmak: soğuk davranmak

yörümek: yürümek

Yuka: yufka

yuka, yukacık: ince (giysi)

yumak: yıkamak, elleñi yu! ellerini yıka

zebil etmek: israf etmek, yemeği yere dökmek

Zele, Zelike: Zeliha

ñgazık dolu olmak: bir yerin çok kalabalık olması anlamında

ññ etmek: mızmızlanıp durmak.

zıval etmek: mızmızlanıp durmak.

ziyana girmek: hayvanların başkasının bahçe, tarlasına girmesi


İlçemiz Gelenekleri

Nisan 26, 2009

HIDIRELLEZ (Hızır – İlyas)

Her yıl Mayıs ayının ilk Pazar gününden başlayarak üç hafta devam ederek hıdırellez kutlanır. Bir çok satıcı ve işportacının doldurduğu bu alana halk gelerek türlü çerez ve yiyecekler alır. Daha sonra da karşı tepelere çıkarak kestaneliklerin koyu gölgesinde piknik yapar. Hıdırelleze özel toplanan kestaneler çıkarılır ve satılır. Evde yapılan ahlat, armut ve elma turşusu hıdırellezin vazgeçilmez tatlarındandır.
Hıdırellez bir yerde evlenecek delikanlıların gelecekteki eşlerini görüp beğendikleri seçtikleri bir yer olarak da bilinir. Doğanın köpük köpük yeşile boğulduğu mayıs ayında gönüllere ilk sevgi tohumları burada atılır.

Hıdırellez, bir çok ailenin kurulmasında ilk adımı oluşturmuş bu yüzden de kutsal, hayırlı bir zaman olarak nitelendirilmiştir. Zaten gerçek içeriğinde de Hızır ve İlyas peygamberlerin buluşarak baharı, bereketi müjdelemesi değil midir?

Simav’ ın köylerinde de hıdırellez büyük bir coşkuyla kutlanır. Köyler Mayıs ayının günlerini adeta paylaşmışlardır. Her gün bir başka köyün hıdrellezine koşulur. Köylüler için bir bayram günüdür hıdrellez. Genç kız ve erkekler en güzel giysilerini o gün giyerek kırlara meralara dağılırlar. Yenilir, içilir, oynanır, eğlenilir. Dağının güzelliği ile insanın güzelliği birbirine kaynaşır aynı duygularda özdeşleşir. Köy delikanlıları güreş tutuşur, yarışlar güç gösterileri yapılır. Koyun ağasının koyduğu kuzu, dana, buzağı, koyun, keçi kazananlarca paylaşılır ama al yanaklı bir köy güzelinin gülüşü, etek savuruşu, saç tarayışı ödüllerin en güzelidir. Allah’ a şükredilir, verdiği bunca nimete karşılık eller göğe açılır.

Ayrıca Hıdrellez ayında her yıl İlçemiz Belediyesinin önderliğinde İlçe halkının maddi ve manevi katkılarıyla “Büyük Hayır ve Toplu Sünnet Merasimi” yapılır. Bu hayırda İlçemiz kasaba ve köylerindeki fakir insanların çocukları sünnet ettirilir. Onlara çeşitli hediyeler verilir. Binlerce insana yemek yedirilir, çevre hatmi ve dualar yapılır.

Bayramlar

Simav’ da dini bayramlar coşkuyla kutlanır. Arife günü, son hazırlıklar yapılır, mezarlıklar ziyaret edilir, gerekli temizliklerden sonra bayram günü giyilecek elbiseler ütülenir, ayakkabılar boyanır.

Arife gününün en önemli olayı ise “Lüplüp” dağıtmaktır. Her aile şeker, çikolata, bisküvi, çerez ve benzeri yiyecekleri önceden hazırlar ikindi ezanı okuduktan sonra mahallenin çocukları kollarına özel lüplüp sepetlerini takarak “Lüplüp” diye bağırırlar. Artık kapı kapı dolaşarak lüplüp toplanır.

Lüplüp dağıtmak, her ev için büyük bir zevk ve mutluluktur. Böylece çocukların bayram sevincine ortak olunur.

Bayramdan önce her aile, Simav’ ın ünlü cevizli çöreği yapar. Mahalle fırınlarında pişirilen cevizli çöreğini ve baklavayı bayram sofrasında görmemek olanaksızdır. Bayram sabahı erken kalkılır. Erkekler bayram namazına, kadınlarda bayram sofrasının hazırlığına başlarlar. Bayram namazından çıktıktan sonra da evdekilerle aile içinde bayramlaşılır.

Kurban bayramı ise, kurban kesilir ve kurbanın etinden, ciğerinden sabah kahvaltısı hazırlanır yemekten sonra, küçükler büyükleri ziyaret eder ve bayramını kutlarlar. Yolda, çarşıda, işyerinde her yerde bayramlaşmak mümkündür. Tanısın tanımasın her gören birbirinin bayramını kutlar.

Yaşlılar, yoksullar, hastalar, kimsesizler ziyaret edilir ve çeşitli bayram hediyeleri götürülür. Hatta gibilerin bir takım ihtiyaçları bayram öncesinden sağlanır. Büyük bir dayanışma ve yardımlaşma görülür.

Ramazan bayramının ilk üç günü ramazan davulcusu kapı kapı dolaşarak bahşiş toplar. O ünlü cevizli çöreklerin bir tanesi de ramazan davulcusuna ayrılır. Ayrıca para ve çeşitli giyim eşyaları bahşiş olarak verilir.

Evlenme Gelenekleri

Simav’ da yüzyıllardır değişmeyen geleneklerin çoğu evlenme ile ilgili olanlardır. Görücülük, söz kesme, nişan, nişan duası, kına, düğün ardı sıra, tıraş düğünü, kız hamamı gibi evlenmeyle ilgili gelenekler, bozulmadan günümüze değin süre gelmiştir.

Simav’ da erkekler küçük yaşta evlendirilmez onun askerden dönmesi, okulunu bitirmesi ya da bir iş güç sahibi olması beklenir. Zaten önünde işi gücü olmayana kız verilmez. Ancak oğlunu iş sahibi yapan anne ve babalar göğüslerini ger gere kız istemeye giderler. Kızlar içinde kural aynıdır, okulunu bitirmesi eli tutar olması beklenir.

Eskiden evlenecek delikanlı babasının ayakkabısını kapı eşiğine çakar ya da ayakkabısına lokum koyarmış, böylece evlenmek istediğini belli eder, evliliğe hazırlanmış. Günümüzde ise, evlenme isteği daha çok anne ve babadan gelmektedir. Oğullarının mürüvvetlerini bir ana önce görmek arzusuyla yanan anne ve babalar, oğullarına uygun bir gelin adayı ararlar. Bu konuda eş – dost ve akrabalarda görevlendirilir. Onlarında önerileri ile birkaç gelin adayı saptanır. Bu arada gerekli araştırma da yapılarak bu gelin adaylarının her türlü özellikleri öğrenilir. Evlenecek oğlana, yani damat adayına bayram, düğün, hıdrellez gibi topluca bulunulan törenlerde kızlar gösterilir. Simav’ da kızla oğlanın anlaşarak, ailelerinden habersiz evlenmeleri biraz zordur. Kızla oğlan anlaşmış bile olsalar, ailelerinin rıza göstermesi gerekir. Kız kaçırmak yada kızın oğlana kaçması çok ayıplanana hiç de hoş karşılanmayan bir olaydı.
Görücülük

Gelin adayı olarak seçilen kızın evine önce görücü olarak gidilir. Kız böylece daha yakından görülmüş olunur. Evlerinin düzeni, temizliği, aile yaşantıları incelenir. Hatta işi daha da ileri götürüp bir bahane ile kızı Eynal’ da ki kadınlar hamamına götürürler, vücudunda her hangi bir özrü olup olmadığını gözlerle. Kız beğenildiyse bu kez dünürcü olarak gidilir. Kadınlardan oluşan topluluk kızın evine giderken, oğlanın babası ve yakınları da kızın babasına gider. Her iki tarafta niyetlerini açıkça söyler ve “Allah’ ın emri, Peygamberimizin kavli ile kızınızı oğlumuza istiyoruz” derler.

Kız tarafı bu ilk gelişte kesinlikle söz vermez. “Kızı bir isteyişte aldık” demesinler diye ve “kız evi naz evi” özdeyişine uyarak, naz üstüne naz ederler. Fakat bu arada gönülleri vermekten yana ise, dünürcülere hoş bakma, ikramda bulunmak gibi davranışlarla onlara yeşil ışık yakarlar. Bu durumdan umutlanan oğlan tarafı ard arda kız evine dünürcü gönderir. Dünürcülüğe her gidişte kolonya, lokum, pasta, çay, şeker gibi hediyeler götürülür. Bu resmi gidiş gelişlerden başka özel olarak kız evi ile oğlan evi arasında gerekli ilişkileri kuran ve dünürcülüğe öncülük eden biri vardır ki buna dünür başı denir.

Dünürcülüğe genellikle hayırlı akşam olması nedeniyle Cuma akşamları gidilir. Gelen dünürcülere kız verilmek istenmiyorsa “ Kızımız daha küçük, düğüne hazırlıklı değiliz, kızın daha çok eksiği var, önünde evlenecek ağabeysi var” gibi sözlerle niyetlerini belli ederler. Ayrıca ikramda bulunmazlar.
Büyük Hayır ve Sünnet Töreni
Geleneksel olarak her yıl Mayıs ayında Belediyemiz tarafından büyük hayır ve sünnet töreni yapılmaktadır. Bu yıl 65 fakir ailenin çocukları toplu olarak sünnet çocukları aileleriyle birlikte Eynal Kaplıcaları’ na götürülerek yıkanırlar.

Akşama sünnet düğünü yapılır. Çocuklara sünnet giysileri giydirilir, cumartesi günü folklor gösterileri, davul, zurna eşliğinde yapılır.

Aynı gün arabalara bindirilmek suretiyle Simav sokaklarında gezdirilir. Akşam olunca sünnet töreni başlar. Sünnet olan çocuklar kendileri için hazırlanan süslenmiş yataklarına toplu halde yatırılırlar. Pazar günü ise yemek daveti verilir. Kuran ve ilahi okumak suretiyle topluca dua edilir. Tüm halkımız çevre ve yöre insanları kadın erkek, çoluk çocuk bu davete katılır.


Eynal İsmi ne Anlama Geliyor?

Nisan 7, 2009

SİMAV İlçesini turizme açan EYNAL KAPLICASININ adı fetih dönemi önderi bir yöneticinin adından geliyor…

1932-1934 Yılları arasında Simav Belediye Başkanlığı yapan İSTİKLAL MARŞIMIZIN YAZARI Mehmet Akif Ersoy’un öğrencisi Şair SABİT EREN’in bir şiirinde Simav’ın ünlü kaplıcası EYNAL şöyle dile getiriliyor;

“Koştum tatlı beldeme çayları atlayarak,

Şöyle bir nefes aldım EYNAL’a uğrayarak.

Bir sıcak can varmış gerçek suyunda,

Değerken ellerime kireç olmuş ak toprak…”

Evet, KÜTAHYA il merkezine 147 kilometre güneybatısında yer alan SİMAV ilçesinin üç sıcak su kaynağından birisi ve en önemlisi olan EYNAL KAPLICASI, ilçe merkezi SİMAV’ın 4 kilometre kuzeyinde Eğrigöz sıra dağlarının güney zirvesi GÖLCÜK DAĞI’nın (1856 metre) güney eteğinde yer almaktadır. Bugün SİMAV BELEDİYESİ tarafından işletmesi yapılan Eynal Kaplıcası otel, motel ve hamam tesislerinin yer aldığı 1.000 (Bin) yatak kapasiteli, Bakanlıkca 1989 yılında TERMAL TURİZM MERKEZİ ilan edilmiştir.

Dünyaca ünlü Türk gezgini EVLİYA ÇELEBİ’NİN 337 yıl önce (1671yılı) kalıp yıkandığı ve övgülü sözlerle SEYAHATNAMESİNE kaydettiği Türkiye’nin tek kaplıcasıdır.

Simav ilçesinde eski çağlardan beri günümüze süzülerek gelmiş öz be öz TÜRKÇE bir isim olan EYNAL adı malesef ne anlam yüklü olduğunu hemen hemen hiç kimseler bilmez. Günümüzden 18 yıl önce İzmir Adliyesinden ve CHP izmir İl Başkanlığından tanıdığım Profesör Bilge Umar ağabeyim (1990 yılı) bana içinde ‘Simav’ ismininde ne anlama geldiğini yazmış olduğu “Türkiye Halkının İlk Çağ Tarihi” ismindeki iki ciltlik eserini imzalayarak hediye etmişti. Bilge ağabeyimden bu eserinden iki cilt daha isteyerek Simav Ortaokulundan sosyal Bilgiler öğretmenim Ankara-Polatlı doğumlu ERTUĞRUL ERDOĞDU ismine imzalatarak Simav’a göndermiştim. Çünkü o sıralar Ertuğrul hocam ve Balıkesir-Gönen doğumlu CİHAT PALA hocam bir “SİMAV” kitabı hazırlıyorlardı…Saygıdeğer öğretmenlerimin ortak isimle yayınladıkları “SİMAV” kitapları 1991 yılında Belediyemiz sponsorluğu ile 2007 yılındaki 2.ci basımı Kaymakamlığımız sponsorluğu ile basılmış İlçemiz kültür yaşamında yerini almıştır. Ancak 1990 yılı kitabında “Simav “adının LUVİCE “Göl kıyısında,tırmanış yolunda Yamaçtaki şehir” anlamını yazan Prof Bilge Umar, iki yıl sonra (1993) bastırdığı eserinde ise SİMAV adının anlamı ile ilgili tezlerimi GERİ alıyorum. Bu isim “Ana Tanrıça Kibele’ye” işaret etmektedir şeklinde düzeltme de yapmıştı…

Neyse 18 yıl önce Profesör Bilge Umar ağabeyimi İzmir-Alsancak’daki Gümrük Dalyan İş hanındaki bürosuna ziyaretlerimden birinde ‘EYNAL’ ismi ne anlama geliyor diye sormuştum. Bilge ağabeyimde “Ermenice” den geliyor olabilir demesin mi!

Bu Ermenice’den geliyor olabilirliliği kafama takıldı….Çünkü Kütahya İL Merkezinde Osmanlı dönemi bir Ermeni Mahallesinden söz ediliyorsada SİMAV ilçesinde tek bir Ermeni’nin yaşadığı salnamelerde kayıtlı değildir…Ama bazı yıllarda Osmanlı Memuru ve tüccarı olarak gelen giden Ermeni vatandaşı olmuş işte o kadar…

İşte bende 1990 yılından beri boş oturmayıp EYNAL adının anlamı üzerine epey eser ve döküman inceledim….ve şu satırlarla görüşlerimi sizlere duyurmayı GÖREV bildim…

Evet, bugün EYNAL isminin anlamını yaygın olarak şu öyküyle anlatırlar…Güya günümüzden 500 yıl kadar önce bugünkü kaplıca önünde hayvanlarını otlatan iki çobandan biri kaybolan koyununu bir KOVUK=oyuk’tan içeri girip aramaya başlar….eski hamam harabelerine ve sıcak sulara rastlar…Yukarıdaki Çoban arkadaşıda kovuktan içeri giren arkadaşını merak ederek seslenir nerdesiiiin diye…..içerdeki çobanda, yukarıdaki arkadaşına aşağıya “EN-GEL” =İn’de gel” diyerek içerdeki sıcak suların varlığını göstermek ister…İşte Simav şivesinde in-gel ‘EN GEL’ olarak söylendiğinden bu kaplıcamıza yöre halkı “ENGEL” adını vermiştir şeklinde bir söylence vardır…Gerçekten ben dahil öz Simavlılar bu kaplıcamıza hala ENGEL şekliyle söyleriz…

Şimdi bu EYNAL adı nerden çıkmış olabilir kayıtlar nelermiş bir göz atalım mı?..İlçemiz Demirciköy eşrafından saygıdeğer ağabeyim DR.RECEP ALBAYRAK, 1997 yılında yayınladığı Osmanlı Döneminde Simav isimli eserinin 166 sayfasında konu ettiği EYNAL şöyledir…Başbakanlık arşivlerinde 1530 yılına ait 438 numaralı tahrir defterinde Simav ilçesine bağlı vakıf köyler listesinde 98.sırada KARYE-İ EYNEL yani EYNEL(Eynal) Köyü bulunmaktadır kaydını düşmüştür…

Şimdi EYNAL KAPLICAMIZIN eteğinde bulunduğu GÖLCÜK DAĞIMIZIN ardındaki kayıtlara bakalım mı?..Orada da vakfedilmiş bir Şeyh EYNAL zaviyesi diye bir kayıt var…yani iki vakıf köy ve yer….aynı isimle söyleniyor….

Yine 997/ 1530 tarihli 438 numaralı Osmanlı Muhasebei Vilayeti Anadolu isimli mufassal tahrir defetrinde GÖLCÜK DAĞIMIZIN arkasında yer alan HİSARCIK İLÇESİNDE(Önceden EMET’e bağlıydı) Beşi vakıf olmak üzere 6 ÇİFTLİK kayıtlıdır… HİSARCIK’ın YONCAAĞAÇ KÖYÜNDE kurulu bulunan ŞEYH EYNAL ZAVİYESİNİN VAKFIDIR…Burası FATİH Sultan Mehmet döneminde tımar toprağı yapılmış 2.BAyezit devrinde eski statüsüne kavuşmuş ve sultan hükmüyle VAKIF ARAZİLERİ ŞEYH İNEGÖL’ün kardeşi Hakkı BALA’ya şart edilmiştir. ŞEYH EYNAL ZAVİYESİ VAKFININ 979/ 1471 yılındaki geliri 150 akçe olarak toplandığı YAZILIDIR….

Evet Komşu HİSARCIK ilçesinde YONCAAĞAÇ köyünde zaviyesi olduğunu öğrendiğimiz ŞEYH EYNAL KİMDİR?…tesadüfe bakarmısınız HİSARCIK-GEDİZ arasında yer alan YukarıYoncaağaç köyündede bugün bir ILICA vardır…Yine bu köye komşu Hamamköy Ilıcası yer alıyor…..1471 yıllarında ŞEYH EYNAL kimse herhalde hep sıcak su kenarlarınamı kondu…ya da buraların işletmesini mi aldı…ya da buraları fetheden görevlimiydi?…

EYNEL ve EYNAL isimleri için Orta Asya GÖKTÜRK DEVLETİNE doğru uzandığımızda 6. ve 7 yüzyıllarda bu isim şöyle karşımıza çıkıyor…İkinci Göktürk Devletinde (716 yılı) AŞİNA KUTLUG KAĞAN (İLTERİŞ) ın kardeşi KAPGAN KAĞAN’ın oğlu ” İNİ-İL KAĞAN” İsmine ulaşıyoruz…’Küçük kağan’ yani yönetici” …..(Kaynak:KÖKTÜRK TARİHİ_Doç.Dr.Sadettin Gömeç-1997 sayfa 59) Bu “İNİ-İL”bazı söylemlerde İNAL=YINAL=EYNAL=EYNEL şekilleri ile de yazılabiliyor.

Tabiki bir idari(Yönetici) askeri ünvan olduğu belitiliyor… Ve işte şu kaynağımız ” Eski Türk Devletlerinde idari-Askeri ünvan ve terimler-Prof.Dr.ABDÜLKADİR DONUK-1988″ *İNAL-YINAL=(ibizcede EYNAL’A)’ şu açıklığı getiriyor…. Göktürklerden sonra UYGUR Türklerinin Budist yazıtlarında ” inal” olarak ünvan olduğu, Divanı Lügati Türk kitabına görede ” anası hatun kökten babası halktan olan gençler için” kullanılan bir hitap olarak tarif ediliyormuş…Yine Kutatgu BİLİG kitabına göre ise ” BEYZADE,İNANILIR İNSAN” anlamları diye tanıtılmış.

Büyük Selçuklu Prenslerinden Sultan Tuğrul Bey’in üvey kardeşi ünlü kumandan İBRAHİM YINAL da aynı ünvanı taşıyordu.Yine 1133 yılında bir Türk kumandanı aynı isimle tarih kitaplarında yazılı…Farsça(İRAN) Oğuz Hakan Destanında da “Kayı İNAL” adında ikinci kelime aynı ünvanı gösteriyor… Ayrıca KIPÇAK HANLARINDAN birinin adıda “İNAL ÖZ” dür..bu tabir ihtimal Çağatay Türkçesinde de mevcut olup, KIRGIZ Türkleri arasında da “HÜKÜMDAR” ve Ebul Gazi’ye göre ise (17.Asır) Moğol Taciklerinde “PADİŞAH” tabirlerine rastlanıyor…
Göktürk dönemini başlangıç yaptığımızda İN EL KAĞAN’dan sonra Türk lehçeleri olan Çağatay,Harzem,Kuman-KIPÇAK,Türkmen,Selçuklu,Osmanlı dönemlerinde çoğunlukla “dost,mahrem arkadaş,DEVLETTE YÜKSEK TEMSİLCİ, (günümüzde ise) ‘Bakan’ anlamlarının yüklü olduğu kaydediliyor…

SONUÇ; Simav Eynal Kaplıcaları adını 1350-1400 yılları arasında TÜRK ORDULARI ile bölgeye gelen bir komutan-din adamı veya yönetici İSMİNDEN alıyor olabilir…Simav ile Hisarcık ilçelerini birbirinden ayıran gölcük dağı her iki eteğinde ILICA-KAPLICA yerleşimlerinde ismi bulunmaktadır…EYNAL’ın bir şahıs ismi olduğunu ve anlamının ise Göktürklerden Osmanlıya kadar “YÖNETİCİ” bir sıfat olduğu anlaşılıyor…Bugün Bu Eynal ismini halkımız “ÜNAL” söylemiyle yaşattığını görüyoruz…

TÜM OKUYUCULARIMA VE HEMŞEHRİLERİME SAYGI VE SELAMLARIMLA…

“BİLMEYENLER NE BİLSİN BİZİ,BİLENLERE SELAM OLSUN” -Yunus Emre-

Alaattin Gürırmak


Simav'ın Leylekleri Ezop'a Mı Kondu?

Mart 9, 2009

Sayın okuyucularım ve hemşehrilerim bahar ayında olupta Simav’da Hıdrellez yapılan yeri konu edecek iken bu yazımda size sonbaharda panayır yeri olarak Simavlılarca kullanılan LEYLEKKÜRÜ MERASI’ndan söz edeceğim. Çünkü çocukluğumda hıdrellezler bugünkü Stadyum’un yer aldığı AKBALDIR mevkiinde yapılıyordu…Çamaşırlık olarak kullanılan pınar’ın yerinde şimdi Hıdrellez Camii yapılı…çevresi ise yanlış bir imar uygulamasıyla evlerle meskun oldu…Bu yerler dağdan gelen bir zamanlar gürül gürül bir un değirmenini döndürecek kadar bol sulu akarsuyun yatağında imara açılmıştır.

Bildiğiniz gibi hıdrellezler artık Simav’ın batısında 1965 yılında Mahalle statüsüne kavuşan DEĞİRMENCİLER KÖYÜNDE yapılıyor…Benim orada bir hatıram olmadığı için biz dönelim şimdi Simav merkezinin  kuzey doğu yönünde 50 hektarlık suyu ve gölgesi çok , geniş bir düzlük olan LEYLEKKÜRÜ MERAMIZA….

Leylekkürü meramız 500 yıl kadar öncelerinde şimdi kurutulmuş olan Tarihi Simav Gölünün sularının çekildiği bir sazlık -bataklık imiş…Göl balıklarından özellikle Turna (yerel şiveyle= DIRNA) balıklarının yuva yapıp çoğaldıkları yermiş…Göçmen kuşların göç yolu üzerindeki İLÇEMİZ Simav’ın üzerinden geçen kuşların “şeyhi” ya da “HACI”sı Leylekler toplumumuzca hep kutsal ve mübarek görülmüşlerdir. İşte Leylekler bu bol turna balıklı sazlığı mola yeri yaparlarmış…Çocukluk yaşlarımda  bu mübarek kuşları salına salına koca meramızda gezinirken çok görmüştüm..

Yazının devamını oku »


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.